Friday, September 4, 2026

داستان «اصلی و کرم»: هدیه‌ی تورک‌‌های اصفهان به ملت تورک و دنیای تورکیک


«اصلی ایله کرم» سؤلجه‌یی:

ایصفاهان تورک‌له‌ری‌نین تورک اولوسو و تورکیک دونیاسی‌نا آرماغانی

 

داستان «اصلی و کرم»:

هدیه‌ی تورک‌‌های اصفهان به ملت تورک و دنیای تورکیک

 

مئهران باهارلی - ۲٠٠٤

 

ASLI İLE KEREM SÖLCEYİ: İSFAHAN TÜRKLERİNİN TÜRK ULUSU VE TÜRKİK DÜNYASINA ARMAĞANI

 

“Asli and Karam”: A Gift of the Turks of Isfahan to the Turkish Nation and Turkic World


MÉHRAN BAHARLI


Wednesday, January 21, 2004

خلاصه

تورک‌‌های استان اصفهان نقش عمده‌ای در ترکیب تباری فارس‌زبان‌های امروزی ساکن این استان، هم‌چنین در تشکل لهجه‌ی اصفهانی زبان فارسی داشته‌اند. آثار عظیم معماری و تاریخی شهر اصفهان بلاواسطه اثر خلق تورک‌، هنرمندان و دولت‌های تورک‌ به‌ویژه دو دولت سلجوقی و قیزیل‌باش (صفوی) است. تورک‌‌های ساکن در استان اصفهان هم‌چنین نقش و سهم ارزشمندی در فرهنگ ملی تورک‌ دارند. اصفهان نزدیک به دو قرن مرکز دولت تورک قیزیل‌باش (صفوی)، و یکی از مراکز مهم فرهنگ، زبان، ادبیات و صنایع بدیع ‌تورک بوده است. داستان مردمی عاشقانه و محبوب «اصلی ایله کرم» محصول همین دوره، و هدیه‌ی تورک‌‌های اصفهان به فرهنگ و ادبیات ملت تورک‌، تورک‌ایلی، ایران، تورکیه و دنیای ‌تورکیک است. این داستان یک اثر آشیقی آفریده‌ی تورک‌های علوی پیوسته به جریان قیزیل‌باش، در ناحیه‌ی اصفهان به دوره‌ی حاکمیت شاه عباس اول در دهه‌ی اول قرن ۱٧ است. «کرم» با نام اصلی «میرزا» یک شاه‌زاده‌، فرزند «عنقا شاه» قیزیل‌باش مستقر در اصفهان، و «اصلی» با نام اصلی «خان سولطان»، دختر کشیش ارمنی «قاراکشیش» و «خانیم سولطان» مستقر در شهر ارمنی جولفای اصفهان است. در روایت‌های اولیه‌ی داستان اصلی ایله کرم سرنخ‌های مهمی وجود دارند که ادعاهای فوق در باره‌ی زمان و مکان آفرینش این داستان را تائید می‌کنند. داستان «اصلی ایله کرم»، در میان توده‌ی تورک‌ در مرکز ایران (استان‌های فعلی اصفهان، چهار محال بختیاری، کهگیلویه، لورستان،....)، در منطقه‌ی ملی تورک قاشقای‌یورت و دیگر مناطق تورک‌نشین در جنوب ایران، در منطقه‌ی ملی تورک تورک‌ایلی در شمال غرب و غرب ایران، و در منطقه‌ی ملی تورک آفشاریورت و دیگر مناطق تورک‌نشین در شمال شرق ایران گسترده شده است. این داستان علاوه بر تورک‌‌های (اوغوزهای غربی) ساکن در ایران، در میان مردم ‌تورک در خاورمیانه (در عراق و مخصوصا سوریه)، آسیای صغیر، شبه‌جزیره‌ی بالکان، و دیگر ملل تورکیک در بخشی از تورکستان قدیم - آسیای میانه (تورکمن‌ها) و شبه جزیره‌ی کریمه (تاتارهای اوکرایین)، حتی در میان ملت‌های هم‌سایه‌ی غیر تورک‌ در گورجستان، ارمنستان، داغیستان و .... نیز کورد با رغبت روبرو؛ و به همراه داستان کوراوغلو که منشاء آناتولیائی دارد و دیگر داستان‌های آشیقی مردمی، و مانند خود زبان ‌تورکی به یکی از محکم‌ترین سنگ‌پایه‌‌های هویت ملی واحد ملت تورک‌ (اوغوز غربی) در ایران، قفقاز، آسیای صغیر و بین‌النهرین تبدیل شده است.

Özet

İsfahan eyaletindeki Türkler, bölgenin günümüzdeki Farsça konuşan nüfusunun etnik yapısının şekillenmesinde ve Farsçanın İsfahan lehçesinin oluşup gelişmesinde önemli bir rol oynamışlardır. İsfahan şehrindeki muazzam mimari ve tarihi eserler de Türk halkı, sanatçıları ve başta Selçuklu ve Kızılbaş (Safevi) hanedanları olmak üzere Türk devletlerinin doğrudan katkılarını yansıtmaktadır. İsfahan eyaletindeki Türk nüfusu, aynı şekilde ulusal Türk kültürüne de değerli katkılarda bulunmuştur. İsfahan, yaklaşık iki yüzyıl boyunca Türk Kızılbaş (Safevi) devletine başkentlik yapmış ve Türk kültürü, dili, edebiyatı ve güzel sanatları alanında önemli bir merkez haline gelmiştir. Popüler "Aslı ile Kerem" aşk hikâyesi bu dönemde ortaya çıkmış olup; İsfahan Türklerinin Türk milletinin, Türkili'nin, İran'ın, Türkiye'nin ve daha geniş anlamda Türkik dünyasının kültür ve edebiyatına sunduğu kültürel ve edebi bir armağan niteliğindedir. Sözlü halk ozanlığı geleneğine (aşıklık geleneğine) dayanan bu hikâye, 17. yüzyılın başlarında I. Şah Abbas döneminde İsfahan bölgesindeki Kızılbaş hareketine mensup Alevi Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Anlatıda "Kerem" (Mirza), İsfahan merkezli bir Kızılbaş hükümdarı olan Anka Şah'ın oğlu bir şehzadedir; "Aslı" (Han Sultan) ise İsfahan'ın Ermeni mahallesi Culfa'da yaşayan Kara Keşiş adlı bir Ermeni din adamı ile eşi Hanım Sultan'ın kızıdır. *Aslı ile Kerem* hikâyesinin erken dönem versiyonları, anlatının köken aldığı zaman ve mekâna dair söz konusu iddiaları destekleyen önemli ipuçları barındırmaktadır. *Aslı ile Kerem* hikâyesi; Türk nüfusun yaşadığı İran'ın merkezindeki bölgerler (günümüzdeki İsfahan, Çaharmahal ve Bahtiyari, Kohgiluye ve Loristan eyaletleri), İran'ın güneyindeki Kaşkay-Yurt Türk ulusal bölgesi ile diğer bölgelerinde, İran'ın kuzeybatı ve batısındaki Türkili Türk ulusal bölgesinde, ve İran'ın kuzeydoğusundaki Afşar-Yurt Türk ulusal bölgesi ile diğer bölgelerinde yaygın olarak bilinmektedir. "Aslı ile Kerem" hikâyesi, yalnızca İran'daki Türk (Batı Oğuz) milleti tarafından değil; aynı zamanda Orta Doğu (Irak ve özellikle Suriye), Küçük Asya, Balkanlardaki Türklerle, tarihi Türkistan'ın (Türkmenler dahil Orta Asya) çeşitli bölgeleri ve Kırım Yarımadası'ndaki (Kırım Tatarları dahil) diğer Türkik halkları tarafından da benimsenmiştir. Hikâye ayrıca Gürcistan, Ermenistan, Dağıstan ve de Kürt gibi, Türk olmayan komşu halklar arasında da aktarılmış ve uyarlanmıştır. Anadolu kökenli "Köroğlu" destanı ve diğer halk ozanı (*Âşık*) anlatılarıyla birlikte —ve tıpkı Türk dilinin kendisi gibi— "Aslı ile Kerem" hikâyesi de İran, Kafkasya, Küçük Asya ve Mezopotamya coğrafyasındaki Türk (Batı Oğuz) halkının ortak ulusal kimliğinin en kalıcı sütunlarından birine dönüşmüştür.

Abstract

Turkish people of the Isfahan province have played a significant role in shaping the ethnic composition of the modern Persian-speaking population of the province, as well as in the formation and development of the Isfahani dialect of the Persian. The magnificent architectural and historical monuments of the city of Isfahan also reflect the direct contributions of Turkish artists, and states—most notably the Seljuk and Qizilbash (Safavid) dynasties. The Turkish population of Isfahan province likewise made valuable contributions to national Turkish culture. For nearly two centuries, Isfahan served as the capital of the Turkish Qizilbash (Safavid) state and emerged as a major center for Turkish culture, language, literature, and fine arts. The popular romance of "Asli and Kerem" originated during this period and stands as a cultural gift from the Turks of Isfahan to the culture and literature of the Turkish nation, Turkili, Iran, Turkey, and the broader Turkic world. The tale belongs to the Aşık tradition of oral minstrelsy and is created by Alevi Turks joined to the Qızılbaş movement in the Isfahan region during the reign of Shah Abbas I in the early 17th century. In the narrative, "Kerem" (Mirza) is a prince and the son of Anqa Shah, a Qızılbaş king based in Isfahan; "Asli" (Khan Sultan) is the daughter of an Armenian priest named Qara-Keshish and his wife, Khanim Sultan, who resided in the Armenian Jolfa town of Isfahan. Early versions of the *Asli ile Kerem* story contain significant clues that support the aforementioned claims regarding the time and place of the tale's origin. The story of *Asli ile Kerem* is widely known among Turkish populations in central Iran (the present-day provinces of Isfahan, Chaharmahal and Bakhtiari, Kohgiluyeh, and Lorestan), as well as the Qashqa-Yurt Turkish national region and other areas of southern Iran, the Turkili Turkish national region in northwestern Iran, and the Afshar-Yurt Turkish national region in northeastern Iran. The story of "Asli and Kerem" has been embraced not only by the Turkish nation (Western Oghuz) of Iran but also by other Turkish peoples across the Middle East (Iraq and particularly Syria), Asia Minor, the Balkans, some other Turkic peoples in parts of historical Turkestan (Central Asia, including Turkmens), and the Crimean Peninsula (including Crimean Tatars). It has likewise been transmitted and adapted among neighboring non-Turkic peoples in Georgia, Armenia, Dagestan, as well as Kurd. Alongside the Anatolian-origin epic "Köroğlu" and other folk *Aşık* narratives—and much like the Turkish language itself— The story of "Asli and Kerem" has evolved into one of the most enduring pillars of the shared national identity of the Turkish people (Western Oghuz) across Iran, the Caucasus, Asia Minor, and Mesopotamia.






Thursday, August 20, 2026

Friday, February 27, 2026

ریشه‌شناسی نام بییی‌له‌ر – رقص‌ها: اویون، بییی، هالای، باری، ناری، جالمان، یال‌لی

 

فصل دوم: ریشه‌شناسی نام بییی‌له‌ر – رقص‌ها: اویون، بییی، هالای، باری، ناری، جالمان، یال‌لی

مقاله ی اصلی:

کوی (موسیقی)، ییر (آواز)، بییی (رقص)، قوشوق (شعر)، باغدا (تصنیف)، های (آهنگ)، اه‌زگی (ملودی)، تیرینگه (ترانه)، آشولا، آساناک، بوزلاق، رینگ، هارای، هالای، جالمان، یال‌لی، باری، ناری، .... 

مئهران باهارلی ٢٠٠٧

https://sozumuz1.blogspot.com/2018/03/blog-post_30.html

Sunday, February 15, 2026

HALAÇ TÜRKÇESİ DÜZYAZISI VE ALİ ASGAR CEMRÂSÎ FERÂHÂNÎ OLGUSU: HALAÇ TÜRK EDEBİYATININ ALİŞİR NAVÂÎ'Sİ

 

HALAÇ TÜRKÇESİ DÜZYAZISI VE ALİ ASGAR CEMRÂSÎ FERÂHÂNÎ OLGUSU: HALAÇ TÜRK EDEBİYATININ ALİŞİR NAVÂÎ'Sİ

KHALAJ TURKIC PROSE, AND THE PHENOMENON OF ALI ASGHAR JAMRASI FARAHANI: THE ALISHIR NAVAI OF KHALAJ TURKIC LITERATURE

Méhran Baharlı 2008 

علی‌اصغر جمراسی فراهانی، خه‌له‌ج تیلیین علی شیر نوایی‌سی

ELİESQER CEMRÂSÎ FERÂHÂNÎ, XELEC TİLİŇ ELİ ŞÎR NEVÂYÎSİ 

مئهران باهارلی - ٢٠٠٨

http://xelec-turk.blogspot.com/


Yıllar önce, önde gelen Türkik ve Altayik dilleri uzmanı Prof. Dr. Gerhard Doerfer, "İran'daki Türk Dilleri" adlı makalesinde, Halaç edebiyatının ilk örneği olarak bir şiiri tanıtmış ve şöyle demişti: "Bu Türk dilinin özel durumuna dair yaklaşık bir fikir edinmek için, Harrab köyünden bir şiir veriyorum. Bu şiir, 1968 yılında Sayın Musayyib Arab Gul tarafından yazılmış olup, Halaç edebiyatının ilk yazılı belgesi olarak kabul edilir. Halaçların kendilerine ait bir edebiyatı, özellikle de yazılı edebiyatı yoktur". Profesör Doerfer'in anlattığı durum uzun zaman önce değişmiştir. Günümüzde Halaç Türkleri sadece yazılı edebiyat üretmekle kalmamış, yazılı şiirin yanı sıra düzyazı edebiyatı da ortaya koymuşlardır. Bu dönüşümde birçok insani, sosyal ve kültürel faktör etkili olmuştur. Ancak, Bilim web sitesinin yöneticisi olan ve Bilim takma adıyla bilinen "Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî"nin bu dönüşümde belirleyici bir rol oynadığı güvenle söylenebilir.

Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî, Halaç Edebiyatının Ali Şir Navâî’sidir

A- Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî, İran'daki yeni nesil Türkologlardandır. Halaçlar, dilleri, edebiyatları, sözlükbilimi, kültürleri ve târîhleri ​​ile ilgili her alanda yazılar yazmakta olan Cemrâsî, aslında birey biçiminde bir Halaç Akademisidir. Cemrasi'nin Halaç Türk dili ve edebiyatının korunması ve geliştirilmesine yaptığı hizmet, İran'da ve uluslararası ölçekte Türkoloji bilimine de târîhî ve eşsiz bir hizmettir. Cemrâsî’nin "Halaçlar, Eski Türklerin Kalıntısı" adlı kitabı, İran'da ve Farsça olarak Halaç Türkleri hakkında yayınlanan ilk kapsamlı eserdir.

B. Cemrâsî’nin, İran'ın kuzeybatısındaki Türkİli ulusal bölgesinin en güneydoğu kesimini oluşturan ve günümüzdeki Merkezi ve Kum illeri arasında bölüştürülmüş olan HalaçOrda veya Halaçistan'ı tanıtan yazıları “Türkİli çalışmaları” alanında da son derece değerlidir. Bu konu, birçok "Azerbaycanlı" araştırmacı ve siyâsî aktivistin bugüne kadar tamamen göz ardı ettiği bir konudur. (Türkler HalaçOrda veya Halaçistan bölgesinin Türkili siyasi birimine ilhak edilmesinin yanı sıra, Halaç Türkçesine hem Türkili idari biriminde hem de ulusal ölçekte resmi dil statüsü veri getirilmesini talep etmelidir.)

C- Ali Asgar Cemrâsî’nin çağdaş Halaç Türk edebiyatındaki konumu, Alişir Nevâî'nin Çağatay Türk edebiyatındaki konumuyla karşılaştırılabilir. Cemrâsî, şiirlerini sürekli olarak Halaç Türkçesiyle ve çeşitli, genellikle modern sosyal konularda yazarak, "1960'ların Halaç Türk şiirinin bireysel örnekleri" deneyimini " Halaç Türk manzum edebiyatına" dönüştürmüştür. Bu açıdan bakıldığında, Cemrâsî "Halaç Türk şiir geleneğinin kurucusu" olarak haklı olarak Kabul edilmeği hak ediyor. Cemrâsî’nin "Karşu Balukka Selam" adlı eseri, İran'da Halaç Türk dilinde yazılmış ilk şiir kitabıdır. Bu yapıt, Türk şair Şahriyar’ın “Haydar Baba’ya Selam” eseri tarzında, Halaç Türk dilinde ve Latin-Türk ile Arap-Türk alfabeleriyle yazılmış şiirlerden oluşan bir eserdir.

Modern zamanlarda, Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî 'nin Farsça düzyazı edebiyatının oluşumundaki rolü, Sibirya'daki Dolgan ve Çulım Türk halklarından iki figürle karşılaştırılabilir. Bunların ilki, Dolgan şairi ve kültür insanı olan bayan Ogdo Yegorovna Aksyonova’dır (Огдо (Евдокия) Егоровна Аксёнова, 1936-1995). Ogdo Aksyonova yok olmakta olan Dolgan Türkik dilinin düzyazı ve yazılı edebiyatını ve modern alfabesini yaratan ve Dolgan Türkik dilinde ilk kitap olan Baraksan'ı (Бараксан) yazıp 1973'te yayımlayan şahıstır. İkinci şahıs Çulim eğitimci, hikaye anlatıcısı ve dil aktivisti olan Vasili Mihailoviç Gabov'dur (Василий Михайлович Габов). Vasili Mihailoviç Gabov, yok olmakta olan Çulim Türkik dilinden halk masallarını, efsaneleri, atasözlerini ve özdeyişleri kapsamlı bir şekilde derleyip yazıya dökerek ve dini metinleri bu dile çevirerek Çulim Türkik dilinde yazılı edebiyatın ilk yaratıcısı olarak kabul edilir.

D- Cemrâsî’nin Halaç edebiyatındaki en önemli rolü, bu dilde düzyazı yazımının başlangıcını yapmasıdır; bu, Halaç millet ve HalaçOrda ülkesi terîhînde eşi benzeri görülmemiş bir şeydi. "Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî'nin Halaç Edebiyatının Emir Alişir Navâî'si olarak ortaya çıkışında ve fenomeninde - küçük de olsa - bir rol oynamış olmak benim için bir gurur kaynağıdır (makalenin ilerleyen bölümlerinde).

E- Nesir alanında ve Halaç Türk nesir edebiyatının oluşumunda Cemrâsî, çalışmalarına masallar derleyerek ve halk masalları yazarak başladı. O Ayrıca halk şiiriyle de ilgilendi. Cemrasi daha sonralar Türkoloji konferanslarında sunmak üzere Halaç târîhi, dili ve edebiyatı da dâhil olmak üzere çeşitli konularda düzyazı metinler yazmaya başlasa da, onun Halaç Türkçesinde ilk nesir eserleri öykü biçimindedir. Bu, modern ve ulusal yazılı edebiyat ve düzyazı oluştururken neredeyse tüm çağdaş ulusların ve dillerin izlediği doğru yoldur.

F- Cemrâsî, eserlerinde Halaç Türk dillerine âit metinleri hem Türkçe-Arapça hem de Türkçe-Latin alfabesiyle yazıya geçiriyor. Cemrâsî Halaç Türkçesi için Latin alfabesini benimseyerek, aslında " Halaç Türk dili Latin alfabesinin kurucusu" unvanını da kazanmıştır.

G- Cemrâsî’nin eserlerinin bir diğer avantajı, her makalenin sonunda o makalede kullanılan Halaç Türkçesi kelimelerin anlamlarının kısa bir listesini vermesidir. Gelecekte, bu listeler tamamlanıp birleştirilerek, bir Halaç Türkçesi - -Farsça sözlük de hazırlanabilir. (Cemrâsî daha sonralar bunu da yapmayı başardı ve yaklaşık 30.000 maddeden oluşan ilk ve tek Halaç sözlüğünü hazılayıp yayınladı).

[Addendum. 2026]: Ben, Mehran Baharlı, Türk kültürü, dili, edebiyatı ve tarihiyle ilgili konulardaki yazılarımı, araştırmalarımı, bulgularımı ve algılarımı Sözümüz blogunda (önce PersianBlog, daha sonra WordPress ve nihayet Blogspot) yayınlamaya başladıktan kısa bir süre sonra, Blogspot'ta "Halaç Türk" adında, Halaçlar, Halaç yurdu ve Halaç Türk dili ve edebiyatı üzerine, târîhte türünün ilk örneği olan, özel bir blog oluşturdum. Bir süre sonra, Ali Asgar Cemrâsî'nin Halaçlar hakkındaki yazıları ve "Bilim" (ve Ali Asgar, Cemras, ...) takma adıyla yazdığı şiirleriyle tanıştım. (Cemrâsî, Savalı Türk şair "Tilim Han"ın adından esinlenerek "Bilim" takma adını seçmişti). Bundan sonra, ondan bulduğum her şeyi Halaç Türk blogspot'unda yeniden yayınlardım.

O günlerde, onunla olan yazışmalarım ve e-postalarım sırasında -ki bu birkaç ay öncesine kadar yaklaşık 25 yıl sürdü, - ona, eserlerini kitap olarak yayınlama, Halaç şiir edebiyatını oluşturma, Halaç Türkçesiyle düzyazı metinler yazma, Halaç Türkçesiyle yazılı ve düzyazı edebiyatını oluşturma ve Halaç sözlüğü hazırlama fikirlerini önerdim. Bu fikirlerin hepsi onun tarafından memnuniyetle karşılandı. Cemrâsî, Halaç Türkçesi şiir edebiyatının oluşturulmasına ilişkin olarak, kendi seçimiyle Türkçe eserleri (Heydar Babaya Selam, Salebiye, ...) Halaç Türkçesine çevirerek çalışmaya başladı. Ancak Halaç düzyazı edebiyatının oluşturulmasına gelince, Halaç düzyazı örneklerinin bulunmadığını ve bu konuda deneyimsiz olduğunu belirtti. Cevabım şuydu: Halaç halkının konuştuğu Halaç Türkçesi dilindeki fıkraları, kısa öyküleri ve halk masallarını kağıda dökerek işe başlanabilir ve kabul edilebilir bir hacimde yazılı bir literatür oluşturduktan sonra, bunlara dayanarak bir Halaç sözlüğü de hazırlanabilir. Cemrâsî, bu önerilerin hepsini mantıklı buldu ve doğuştan gelen yeteneği, dehası, muazzam kapasitesi, kararlılığı, azmi ve benzersiz Türk milli bilinciyle hepsini en üst düzeyde hayata geçirdi.

Kendisi de daha önceleri Halaç ve Halaç yurdu hakkında bir eser yazmış olan Cemrâsî, ondan sonra fıkralar, anekdotlar ve hikayeler üzerine bir dizi kitap, Halaç Türkçesiyle yazılmış bazı düzyazı eserler ve makaleler ile bir Halaçça -Farsça sözlük yazıp yayımladı. Böylece " Halaç Türk şiir edebiyatı", " Halaç Türk düzyazı edebiyatı", " Halaç Türk Sözlüğü" ve " Halaç Türk yazım geleneği" ortaya çıkmış oldu; Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî de " Halaç milletinin, dilinin ve edebiyatının Emir Ali Şir Nevâîsi" olup adı ölümsüzleşti.

Belirtilmesi gereken bir diğer konu da Halaç Latin alfabesi meselesidir. Başlangıçta, Cemrâsî Halaç Türkçesi kelimelerini kaydederken X yerine Ĥ, "ه" yerine "ح" ve Arapça kesre, fethe, zemme, teşdid, tenvin, ... gibi işaretleri kullanırdı. Ben Halaçça metinlerin hazırlanmasını ve diğer Türkler tarafından anlaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla, "Sözümüzü Yazımı" (Arap alfabesiyle Türkçe fonetik yazım) ve "Türk Latin Biçigi" (ortak fonetik Latin alfabesi) kullanmasını önerdim. örneğin: Türkçe kelimelerde ح harfinin ve Arapça işaretlerin kullanılmaması, خ sesini temsil etmek için Latin X karakterinin kullanılması, kesre sesi için É karakterinin kullanılması, fethe sesi için E karakterinin kullanılması, ng sesi için Ñ karakterinin kullanılması, ny sesi için Ň karakterinin kullanılması, Ķar ve Ķamuç Halaç kelimelerinde bulunan "q" ve "x" arasındaki ses için Ķ karakterini kullanmak, uzun ünlüleri belirtmek için harfler üzerinde başlık işaretini kullanmak (Â, É, Î, Ô, Û, …)... Cemrâsî zamanla bu önerilerin çoğunu kabul etti ve "Halaç Dili Grameri" kitabı da dahil olmak üzere yazılarında giderek daha fazla kullandı.

Cemrâsî ile aramdaki istişarelerin diğer faydalı sonuçları arasında, benim önerdiğim Farsça "Halcistan" adının Türkçe karşılığı olarak "Halaç-Orda - Halaç-Ordu" adı ve benim tasarladığım "Halaç-Orda Milli Bayrağı" yer almaktadır. Bunların ikisi de Cemrâsî'nin beğeni ve onayını kazanmıştır.

Thursday, February 12, 2026

REZA PEHLEVİ'NİN İRAN'IN GELECEK YÖNETİMİNE DÂHİL EDİLMESİ, İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK VE ÜLKENİN PARÇALANMASINI GEREKLİ VE KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.

 REZA PEHLEVİ'NİN İRAN'IN GELECEK YÖNETİMİNE DÂHİL EDİLMESİ, İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK VE ÜLKENİN PARÇALANMASINI GEREKLİ VE KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.

TÜRK DEMOKRATİK PLATFORMU - T.D.P.

حضور رضا پهلوی در هئیت رهبری فرضی حاکمیت آینده‌ی ایران، جنگ داخلی را آغاز و تجزیه‌ی این کشور را ضروری و قطعی خواهد ساخت

https://sozumuz1.blogspot.com/2023/02/blog-post_26.html

 REZA PEHLEVİ'NİN İRAN'IN GELECEK YÖNETİMİNE DÂHİL EDİLMESİ, İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK VE ÜLKENİN PARÇALANMASINI GEREKLİ VE KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.

https://sozumuz1.blogspot.com/2026/02/reza-pehlevinin-iranin-gelecek.html

 THE INCLUSION OF REZA PAHLAVI IN ​​THE IRAN’S FUTURE GOVERNMENT WOULD IGNITE A CIVIL WAR, MAKING DISINTEGRATION OF THE COUNTRY NECESSARY AND INEVITABLE.

https://sozumuz1.blogspot.com/2026/02/the-inclusion-of-reza-pahlavi-in-irans.html

İran'da yaşayan Türk halkının tarihsel ve kolektif hafızasında, bilimsel tarihle de desteklenen görüşe göre, Pehlevi devleti, Türk karşıtı sömürgeci ve haçlı Avrupalı devletler tarafından kurulmuştur. Bu rejim, sömürgeci bir darbe ve iki göstermelik meclis aracılığıyla Türk siyasi egemenliğinin gasp edilmesinin bir sonucuydu. Pehlevi devleti, İran'da yaşayan Türk halkına karşı kurumsal ve sistematik devlet politikası olan ve günümüze kadar devam eden dilsel ve etnik soykırımı başlatan rejimdir. Bunun yanı sıra, Pehlevi ailesi ve Pehlevi dönemi yetkililerinin büyük çoğunluğu, Tebriz-Türkili ve Bakü-Kafkasya kökenli Türk olduklarından dolayı, Türk milli tarihinde ebedi bir utanç lekesi olarak görülmektedirler. Aras Nehri'nin üç yakasındaki Türk milletinin gözünde Pehleviler, Mankurtluğun ve milli hıyanetin sembolü olarak kabul edilmektedir:

1-Türk tarihi açısından, 1925'te Pehlevi hanedanlığının ve devletinin kurulması, tıpkı 1909'da Kacar Türk devletinin başkenti Tahran'ın Türk karşıtı Meşruteçiler ve teröristler tarafından işgal edilmesiyle kurulan Meşrute hükümeti gibi, meşru olmayan ve yasa dışı idi. Pehlevi Hanedanlığı'nın 1925'te kurulması, 1920'de Sardar Sepeh önderliğinde gerçekleştirilen yasadışı bir askeri darbenin ve iki göstermelik parlamentonun Meşrute Anayasası'nı ihlal etmesinin sonucuydu. Rıza Han'ın yönetimi, yabancı sömürgeci ve emperyalist İngiliz devleti tarafından dayatılan ve kontrol edilen bir kukla rejim idi.

2- Ulusal tipoloji açısından bakıldığında, Pehlevi devleti Fars merkezli ve Türk karşıtı bir devlet olup, Türk ulusal kimliğine karşı ırkçı bir görüşe ve Türk milletine karşı düşmanca bir tutuma sahipti. Azerbaycan Milli Hükümeti'nin (1945) kurulmasına kadar, Serdar Sepeh'in darbesinden sonraki yıllar da dahil olmak üzere, bu rejim en az otuz yıl boyunca "Türklere karşı dilsel ve ulusal soykırım politikası" izlemiş ve uygulamıştır. Amaç, İranda yaşamakta olan Türk ulusunu büsbütün ortadan kaldırmak, Türk dilini "zorunlu asimilasyon" yoluyla Farsçaya çevirmek ve İran'da yaşayan Türk halkını tamamen Farslaştırmaktı. Bu gerçekler, Pehlevi rejimini Türk halkının gözünde tamamen gayrimeşru hale getirmişti.

3- Rıza Şah döneminde, İran'da yaşayan Türk milleti esir bir milletti. Türkili ve diğer Türk nüfuslu milli bölgeler, özellikle tarihsel olarak Türkili ve İran'ın en önemli ve gelişmiş bölgesi olan Azerbaycan, yozlaşmış bir ordunun demir yumruğu altında, Fars devletinin ekonomik olarak geri kalmış sıradan bir kolonisine dönüştü.

"Kadın, Yaşam, Özgürlük" hareketinin yöneticileri, temsilcileri ve kendilerini sözcü ilan edenleri, özellikle de "İslam Cumhuriyetinden geçiş aşaması" liderleri, İran'da yaşayan Türk halkının ulusal ve dilsel haklarına hiçbir şekilde değinmemişlerdir. Onlar sadece soyut ve genel demokrasi kavramlarını tartışıyorlar. Sloganları ve propagandaları Farsça ve hatta Kürtçedir, ancak asla Türkçe değildir. Bu hareketlerde Rıza Han'ın yasadışı askeri darbesi, Kacar Türk devletinin sahte parlamentolar tarafından devrilmesi, İran üzerindeki 1200 yıllık Türk egemenliğinin sona erdirilmesi, Pehlevi rejimi tarafından Türklere yönelik resmi devlet politikası olan dilsel ve ulusal soykırımın başlatılması, Türklerin dilinin, kültürünün ve ulusal kimliğinin sistematik olarak Farslaştırılması, Türkçenin ofislerde, orduda, eğitim sisteminde, basında, tiyatrolarda, sinemalarda ve medyada yasaklanması, Türkçe kitapların yakıldığı resmi törenler, Türk ulusal bölgelerinin sürekli olarak sayısız mikro bölgeye bölünmesi, Türk nüfuslu bölgelerin, özellikle Türkili'nin, tam bir Farsistan sömürgesine dönüştürülmesi; İran'ın sosyal kültüründe, medyasında ve eğitim sisteminde Türklerin, Türk dilinin ve kültürünün resmi olarak aşağılanması ve küçümsenmesi, yeni Türkçe isimlerin yasaklanması ve binlerce eski coğrafi ismin sistematik olarak Türkçeden Farsçaya değiştirilmesi, Meşrute Hareketi, Pehlevi ve İslam Cumhuriyeti dönemlerinde Türk tarihi, siyasi, kültürel ve sanatsal mirasının, yönetiminin, bayrağının, minyatürünün, halısının, mutfağının ve müziğinin çalınması ve bunların İran, Fars, Parsi, Perse ve Fars olarak sunulması... gibi trajedilerden bahsedilmiyor veya bunlara atıfta bulunulmuyor.

Reza Pehlevi ve Perviz Sabeti'nin bu hareketin liderlik kadrosunda yer alması, bu hareketin sembolik figürleri arasında lümpen monarşist ve faşist Pan-İranist unsurların bulunması, bunların İran'daki Türklerin varlığını ve ulusal kimliğini inkar etmeleri ve Almanya, Fransa ve diğer tarihsel olarak Türk karşıtı merkezlerin bu harekete aktif desteği ve teşviki gibi gerçekler, Türk milletine, aydınlarına, politikacılarına ve elitlerine, İran dışında ulusal haklarını gerçekleştirmek için sınırsız güçlerini kullanmaları konusunda meşruiyet, yeşil ışık ve izin vermektedir.

Wednesday, February 11, 2026

سؤزوموز یازیمی (اورتوقرافی‌سی). مئهران باهارلی. ایلک یایین‌لاما ایل‌آی‌گونو: ١٠ - کؤچ آیی (مای) - ٢٠٠٤

 سؤزوموز یازیمی (اورتوقرافی‌سی). مئهران باهارلی. ایلک یایین‌لاما ایل‌آی‌گونو: ١٠ - کؤچ آیی (مای) - ٢٠٠٤

Monday, February 9, 2026

علی اصغر جمراسی فراهانی (۱٤٠٤-۱۳٤۳) تورکولوق، محقق، نویسنده، شاعر، لغت‌شناس و مورخ خلج

ELİESQER CEMRÂSİ FERÂHÂNÎ (1965 -2026)

Xelec Türkoloq, Araşdırmacı, Yazar, Qoşar, Sözlükbilimci ve Ötekçi 

ALI ASGHAR JAMRASI FARAHANI (1965-2026)

Khalaj Turkologist, Researcher, Writer, Poet, Lexicographer and Historian

علی اصغر جمراسی فراهانی (۱٤٠٤-۱۳٤۳)

تورکولوق، محقق، نویسنده، شاعر، لغت‌شناس و مورخ خلج




نثر تورکی‌یِ خلجی و پدیده‌یِ علی اصغر جمراسی فراهانی: امیر علی‌شیر نوائی ادبیات تورکی‌یِ خلجی

https://sozumuz1.blogspot.com/2016/04/blog-post.html

شعر: جنون هه‌وئ

سروده‌ای تحت عنوان خانه‌ی جنون به زبان توركی خلجی از علی‌اصغر جمراسی فراهانی - بیلیم

جنون هه‌وئ
CONUN HEVÉ


قه‌ییروْروُم جنون هه‌وین
Qeyirorum conun hevin
بنّا اوُزۆم، معمار اوُزۆم
Benna uzüm, mé’mar uzüm
ایچه‌یوُروْم عرفان مئیین
İçeyurom irfan méyin
مئی اوُزۆم، مئی‌گسار اوُزۆم
Méy uzüm, méygusar uzüm

محویسسه‌م محوِ دیدارام Mehvissem mehv-i dîdaram
رندیسسه‌م رندِ خُمارام
Rindissem rind-i xumaram
مستیسسه‌م مستِ هوشیارام
Mestissem mest-i huşyaram
مست اوُزوُمه‌م، هوشیار اوُزۆم
Mest uzümem, huşyar uzüm

سۆز هاچماز رندِ سیرداشام Süz haçmaz rind-i sirdaşam
مئی ایچمه‌ز رندِ قاللاشام
Méy içmez rind-i qallaşam
اوُزۆم اوُزۆمه‌ یوْل‌داشام
Uzüm uzüme yoldaşam
چنگ اوُزۆمه‌م، چوُگۆر اوُزۆم
Çeng uzümem, çugür uzüm

مه‌ن جهانام، جهانوْم یوُق Men cehanam, cehanom yuq
لامكانام، مكانوْم یوُق
Lâmekanam, mekanom yuq
واقما سر و سامانوْم یوُق
Vaqma ser u samanom yuq
سر اوُزۆمه‌م، سردار اوُزۆم
Ser uzümem, serdar uzüm

بی جا كۆز یاشین سیدیرمه‌م Bîca küz yaşin sidirmem
مصلحتر چارا قیلمه‌م
Meslehıter çara qilmem
نه‌به‌ر اوُز دردیمیی بیلمه‌م
Neber uz derdimiy bilmem
طبیب اوُزۆم، درمان اوُزۆم
Tebib uzüm, derman uzüm

كون و مكانوُ كه‌زمیشه‌م Küvn u mekanu kezmişem
دوُست‌لارقا باغروُم اه‌زمیشه‌م
Dustlarqa baqrum ezmişem
مه‌ن بینوا بیلمه‌میشه‌م
Men bînevâ bilmemişem
دِل اوُزۆمه‌م، دِل‌دار اوُزۆم
Dil uzümem, dildar uzüm


جه‌مراس، اوُزۆمو خوار ائتدیم
Cemras uzümu xâr étdim
آشوُق‌لوُق اختیار ائتدیم
Aşuqluq éxtiyar étdim
جان جانان‌قا نثار ائتدیم
Can cananqa nésar étdim
جان اوُزۆم، جان‌نثار اوُزۆم
Can uzüm, cannésar uzüm

Wednesday, February 4, 2026

THE INCLUSION OF REZA PAHLAVI IN ​​THE IRAN’S FUTURE GOVERNMENT WOULD IGNITE A CIVIL WAR, MAKING DISINTEGRATION OF THE COUNTRY NECESSARY AND INEVITABLE.

 

THE INCLUSION OF REZA PAHLAVI IN ​​THE IRAN’S FUTURE GOVERNMENT WOULD IGNITE A CIVIL WAR, MAKING DISINTEGRATION OF THE COUNTRY NECESSARY AND INEVITABLE.

TURK DEMOCRATIC PLATFORM - T.D.P.

حضور رضا پهلوی در هئیت رهبری فرضی حاکمیت آینده‌ی ایران، جنگ داخلی را آغاز و تجزیه‌ی این کشور را ضروری و قطعی خواهد ساخت

https://sozumuz1.blogspot.com/2023/02/blog-post_26.html

REZA PEHLEVİ'NİN İRAN'IN GELECEK YÖNETİMİNE DÂHİL EDİLMESİ, İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK VE ÜLKENİN PARÇALANMASINI GEREKLİ VE KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.

https://sozumuz1.blogspot.com/2026/02/reza-pehlevinin-iranin-gelecek.html

THE INCLUSION OF REZA PAHLAVI IN ​​THE IRAN’S FUTURE GOVERNMENT WOULD IGNITE A CIVIL WAR, MAKING DISINTEGRATION OF THE COUNTRY NECESSARY AND INEVITABLE.

https://sozumuz1.blogspot.com/2026/02/the-inclusion-of-reza-pahlavi-in-irans.html


In the historical and collective memory of the Turkish people living in Iran, which is also supported by scientific history, the Pahlavi dynasty, was created by anti-Turkish colonial and crusading European states. It was the result of the usurpation of Turkish political sovereignty through a colonial coup and two sham assemblies. The Pahlavi dynasty is also the initiator of institutional and systematic state policies of linguistic and ethnic genocide of the Turkish people living in Iran, a policy that continues to this day. In addition to this fact, the Pahlavi family and the majority of Pahlavi era officials, due to their Turkish descent from Tebriz-Turkili and Baku-Caucasus, are seen as an eternal stain of shame in Turkish national history. In the eyes of the Turkish nation on three sides of the Aras River, the Pahlavis are considered as a symbol of Mankurtism and national betrayal.

1-From the Turkish perspective, the establishment of the Pahlavi dynasty and government in 1925, much like the establishment of the constitutional government before it through the occupation of Tehran, the capital of the Qajar government, by constitutionalists and anti-Turkish terrorists in 1909, was deemed illegal. The establishment of the Pahlavi Dynasty in 1925 was the result of an illegal military coup led by Sardar Sepah in 1920, which violated the Mashrute Constitution by two sham parliaments. Reza Khan’s rule was effectively controlled by the foreign colonial and imperialist state of Britain. It was considered a puppet regime imposed by foreign powers.

2- In terms of national typology, the Pahlavi state was a Persian-centered and anti-Turkish state, with a racist view against the Turkish national identity and a hostile stance towards the Turkish nation. Until the establishment of the National Government of Azerbaijan (1945), including the years following the coup of Sardar Sepah, this government had pursued and implemented a "policy of linguistic and national genocide against Turks" for at least three decades. The aim was to eradicate the Turkish nation, change the Turkish language to Persian through "forced assimilation", and completely Persianize the Turkish people living in Iran. These facts rendered the Pahlavi regime completely illegitimate in the eyes of the Turkish people.

3- During the Reza Shah era, the Turkish nation living in Iran was a captive nation. Türkili and other Turkish-populated regions, especially Azerbaijan which historically has been the most important and developed region of ​​Turkili and Iran, under the iron fist rule of a corrupt military, turned into economically backward colonies of the Farsi government.

Reza Pahlavi has not made any reference to the national and linguistic rights of the Turkish people living in Iran. In the slogans, propaganda, statements, and speeches of Reza Pahlavi there is no mention or reference to tragedies such as Reza Khan's illegal coup, the overthrow of the Qajar Turkish government by mock parliaments, the ending of 1,200-year Turkish rule over Iran, the initiation of the official state policy of linguistic and national genocide of the Turks by the Pahlavi government, the systematic Persianization of the language, culture, and national identity of the Turks, the banning of the Turkish language in offices, the army, the educational system, the press, theaters, cinemas, and the media, the official ceremonies where Turkish books were burned, the continuous partitioning of Turkish national regions into numerous micro-provinces, the transformation of Turkish-populated regions, particularly Turkili, into a full-fledged colony of Persia, the official humiliation and belittling of the Turks, Turkish language and culture in Iran's social culture, media, and educational system, the banning of new Turkish names and the systematic change of thousands of old geographical names from Turkish to Persian, stealing of all Turkish historical, political, cultural, and artistic heritage, governance, flag, architecture, miniatures, carpets, cuisine, and music, and presenting them as Iranian, Persian, Parsi, Perse, and Farsi, … during the Constitutional Movement, Pahlavi, and Islamic Republic Periods.

The Pahlavi government, which has committed national treason, linguistic and national genocide against the Turkish people, and crimes against humanity, for the Turkish people living in Iran is the embodiment of racism and hostility towards Turks and equivalent to Hitler's Nazi government for the Jews. Supporters of Reza Pahlavi should not forget that the spark on February 18, 1978 that led to the anti-monarchy revolution was ignited in Tebriz, Azerbaijan, Turkili.