Showing posts with label زند. Show all posts
Showing posts with label زند. Show all posts

Saturday, June 1, 2024

تقاضای اهالی خانات مستقل آزربایجان برای الحاق به ‌امپراتوری عوثمان‌لی در دوره‌ی زندیه و دلایل عدم قبول آن از طرف امپراتوری عوثمان‌لی

 

تقاضای اهالی خانات مستقل آزربایجان برای الحاق به ‌امپراتوری عوثمان‌لی در دوره‌ی زندیه و دلایل عدم قبول آن از طرف امپراتوری عوثمان‌لی 

مئهران باهارلی

 

Zend döneminde Bağımız Azerbaycan Hanlıkları ahalisinin Osmanlı Devleti ile birleşme talebi ve Osmanlı Devleti'nin bunu kabul etmemesinin nedenleri 

The Request of the Residents of Independent Khanate of Azerbaijan to Unify with the Ottoman Empire During the Zand Period, and the Reasons Why the Ottoman Empire Did Not Accept It


MÉHRAN BAHARLI

mehranbahari1@yahoo.com 

https://independent.academia.edu/MBaharli

https://sozumuz1.blogspot.com/

https://www.facebook.com/profile.php?id=100016259447627

خلاصه:

در کتاب «تاریخ جودت» مطلبی در باره‌ی نارضایتی مردم آزربایجان در دوره‌ی اغتشاشات زندیه‌، تقاضای آنان برای حمایت سلطان عوثمان‌لی، و تشویق مکرر امپراتوری عوثمان‌لی به ‌ضبط و الحاق بعضی مناطق ایران، یعنی خانات مستقل تورک آزربایجان واقع در تورک‌ایلی و جنوب قفقاز، به‌ آن امپراتوری وجود دارد. بنا به تاریخ جودت، امپراتوری عوثمان‌لی در آن زمان قادر بود به راحتی مناطق متعددی از ایران را ضبط و به خاک خود الحاق کند. اما به ‌دو دلیل چنین نه‌کرد: نخست آن که امپراتوری عوثمان‌لی به‌ عهدنامه‌های عقد شده ‌بین دو دولت افشاری و عوثمان‌لی وفادار بود. او به‌ امرای محلی خود هم هشدار داده ‌بود ‌هیچ عملی بر خلاف آن عهدنامه‌ها و حقوق همسایه‌گی انجام نه‌دهند. دوم آن که در آن موقع وسعت امپراتوری عوثمان‌لی به‌حد کافی وسیع بود و لزومی برای تعرض به ‌ایران برای گسترش خاک خود وجود نه‌داشت. تورک‌ایلی و یا منطقه‌ی تورک‌نشین در شمال غرب ایران ‌از مرزهای تورکیه‌ و جمهوری آزربایجان شروع می‌شود و تا تهران در جنوب شرق، و قوم و اراک و جنوب همدان و نهاوند و ... در ایران مرکزی امتداد می‌یابد. تورک‌ایلی به لحاظ اتنیک و زبانی و فرهنگی و تاریخی ادامه‌ی طبیعی آناتولی است، همان‌گونه‌ که‌ آناتولی ادامه‌ی طبیعی بالکان است. در طول تاریخ موارد متعددی از تقاضاهای مردم و مقامات تورک‌ایلی (و شیروان و گنجه و نخجوان و ... در قفقاز جنوبی) برای الحاق به‌ عوثمان‌لی وجود دارد. مانند نمونه‌های آتی: سیاست اوغورلو احمد گؤده ‌برای الحاق قلم‌روی آغ‌قویون‌لو، و تلاش اولاما سولطان ته‌که‌لی حاکم آزربایجان در دوره‌ی قیزیل‌باش برای الحاق آزربایجان به ‌عوثمان‌لی؛ استراتژی نادر شاه برای ضمیمه‌ کردن کل قلم‌روی افشاری به ‌امپراتوری عوثمان‌لی؛ تقاضای مردم و خانات مستقل آزربایجان در دوره‌ی زندیه، و خواست مردم تبریز و تالش در دوره‌ی مشروطیت برای الحاق به عوثمان‌لی. مهم‌تر از همه تقاضاها و تلاش‌های متعدد مردم، نخبه‌گان تورک و مقامات قاجاری در سال‌های جنگ جهانی اول مخصوصاً در غرب آزربایجان مانند اقبال‌السلطنه‌ برای الحاق اورمو، خوی، سالماس، ماکو، سولدوز، ماراغا، حتی سنندج به‌ امپراتوری عوثمان‌لی. اگرچه ‌بعضی از این مناطق مانند غرب آزربایجان در مقاطعی تحت حاکمیت امپراتوری عوثمان‌لی درآمده‌ بودند، مقامات محلی عوثمان‌لی در آن‌ها برای اهالی تذکره ‌و پاسپورت‌های عوثمان‌لی صادر و مالیات ‌جمع‌آوری می‌کردند و در بعضی از سال‌نامه‌های عوثمان‌لی این مناطق به ‌عنوان ولایات عوثمان‌لی تقدیم می‌شد. با این‌همه عوثمان‌لی به‌ دلایل متفاوت از ضمیمه ‌کردن کل ایران و یا مناطق تورک‌نشین آن اجتناب کرد. بنابه بعضی ارزیابی‌ها عدم الحاق تورک‌ایلی به عوثمان‌لی، یک کوتاه‌بینی استراتژیک در ابعاد تاریخی و ریشه‌ی ثبات ژئواستراتژیک ناکامل تورکیه در جهان امروزی است.

Özet

Tarih-i Cevdet'te Zend dönemi kaosu sırasında Azerbaycan ahalisinin memnuniyetsizliğinin ele alındığı bir bölüm bulunmaktadır. Bu kaynağa göre Azerbaycan ahalisi Osmanlı Sultanından yardım talep ettiler ve Osmanlı İmparatorluğunu defalarca, belirli bölgeleri, yani Türkili ve Güney Kafkasya'da bulunan bağımsız Azerbaycan Türk Hanlıklarını ele geçirip kendi topraklarına ilhak etmesi, ve buraların Osmanlı kontrolü altına alınması için teşvik ettiler. Tarih-i Cevdet'e göre Osmanlı Devleti o dönemde İran'ın pek çok bölgesini kolaylıkla ele geçirip ilhak edebilecek durumdaydı. Ancak iki ana nedenden dolayı bunu yapmamayı tercih etti: Birincisi, Osmanlı İmparatorluğu, Afşar ve Osmanlı devletleri arasında imzalanan anlaşmalara saygı duyuyordu. Bu nedenle yerel yöneticilerine bu anlaşmalara aykırı davranmamaları ve komşu devletin haklarına saygı göstermeleri talimatını vermişti. İkincisi, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları zaten yeterince geniş idi, ve topraklarını genişletmek için İran'ı veya bir bölümünü ilhak etmeye bir ihtiyaç yoktu. Türkili veya İran'ın kuzeybatısındaki Türk nüfuslu milli bölge, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti sınırlarından güneydoğuda Tahran'a, güneyde Kum ve Arak, Hemedan ve Nahavand'a ve orta İran'a kadar uzanıyor. Anadolu nasıl Balkanların doğal uzantısı ise Türkili de etnik, dilsel, kültürel ve tarihsel açılardan Anadolu'nun doğal uzantısıdır. Tarihte Türkili (ve Güney Kafkasya'nın) halkının ve yetkililerinin Osmanlı İmparatorluğu ile birleşmeyi talep ettiği sayısız örnek bulunmaktadır. Bu örnekler arasında Uğurlu Ahmed Göde'nin Akkoyunlu devletinin tamamını ve Kızılbaşlar döneminde Ulama Sultan Tekeli'nin Azerbaycan'ı Osmanlı Devleti ile birleştirme girişimleri; Nadir Şah'ın Afşar devletinin tamamını Osmanlı İmparatorluğu'na katma stratejisi; Zend döneminde bağımsız Azerbaycan Hanlıkları halkının, ve Meşrutiyet döneminde Tebriz ve Talış ahalisinin Osmanlı İmparatorluğu'na katılma istekleri vardır. En önemlisi Birinci Dünya Savaşı yıllarında özellikle Batı Azerbaycan'da halktan, İkbal us-Seltene gibi Türk elitlerinden ve Kacar yetkililerinden Urmu, Hoy, Salmas, Maku, Sulduz, Marağa ve hatta Senendeci Osmanlı Devleti ile birleştirme talepleri ve girişleri bulunmaktadır. Aslında Batı Azerbaycan gibi bazı bölgeler belirli dönemlerde Osmanlı Devleti'nin egemenliği altında idi. Buralarda yerel Osmanlı yetkilileri bölge sakinlerine Osmanlı tezkeresi ile pasaportu veriyor, vergi topluyor, ve bazı Osmanlı kroniklerinde bu bölgeler Osmanlı İmparatorluğu'nun vilayetleri olarak sunuluyordu. Buna rağmen Osmanlı İmparatorluğu çeşitli nedenlerle İran'ın tamamını veya Türk bölgelerini resmen ilhak etmekten kaçındı. Bazı değerlendirmeler, Türkili'nin Osmanlı İmparatorluğu'na ilhak edilmemesinin tarihsel boyutta stratejik bir hata olduğunu ve Türkiye'nin modern dünyada jeo-stratejik güvenliğinin tamamlanamamasının temel nedeni olduğunu öne sürüyor.

Abstract

In Tarih-i Cevdet, there is a section that discusses the dissatisfaction of the people of Azerbaijan during the chaotic Zand period. They demanded support from the Ottoman Sultan and repeatedly encouraged the Ottoman Empire to capture and annex certain areas to its territory, i.e., the independent Turkish Khanate of Azerbaijan, located in Turkili and the South Caucasus to be brought under Ottoman control. According to Tarih-i Cevdet, the Ottoman Empire was capable of easily capturing and annexing many areas of Iran at that time. However, they chose not to do so for two main reasons: First, the Ottoman Empire honored the treaties that had been signed between the Afshar and Ottoman states. Therefore, they had instructed their local rulers not to go against these agreements and to respect the rights of neighboring state. Additionally, at that time, the Ottoman Empire’s territory was already vast enough at that time, so there was no pressing need to invade Iran in order to expand their land. Turkili, or the Turkish-populated region in the northwest of Iran, extends from the borders of Turkey and the Republic of Azerbaijan to Tehran in the southeast, Qom and Arak, Hamadan and Nahavand in the south, and central Iran. Ethnically, linguistically, culturally and historically, Turkili is the natural extension of Anatolia, just as Anatolia is the natural extension of the Balkans. Throughout history, there have been numerous instances of the people and authorities of Turkili (and the South Caucasus) demanding to unite with the Ottoman Empire. These examples include Uğurlu Ahmed Göde’s policy to unify the entire state of Akkoyunlu, and Ulama Sultan Tekeli’s attempt to unify Azerbaijan with the Ottoman Empire during Qizilbash period; Nader Shah’s strategy to annex the entire Afshar state to the Ottoman Empire; the demands of the people and the independent Khanate of Azerbaijan during the Zand period, and the desires of the people of Tebriz and Talash during the constitutional period to become part of the Ottoman Empire. Most importantly, there were numerous requests and efforts from the people, Turkish elites, and Qajar authorities during the years of the First World War, especially in the West of Azerbaijan, such as Iqbal us-Seltene, to unify Urmu, Hoy, Salmas, Maku, Sulduz, Marağa, and even Sanandaj with the Ottoman Empire. Although some regions, such as West Azerbaijan, were under the rule of the Ottoman Empire at certain times, the local Ottoman authorities issued Ottoman personal identifications and passports to the residents, collected taxes, and in some Ottoman chronicles, these areas were presented as provinces of the Ottoman Empire. However, the Ottoman Empire refrained from officially annexing all of Iran or its Turkish regions for various reasons. Some assessments suggest that the failure to annex Turkili to the Ottoman Empire was a strategic oversight in historical dimensions and is the root cause of Turkey's incomplete geo-strategic security in the modern world.



Wednesday, March 6, 2019

کریم‌ خان زند و کاربرد تورکی در مناسبات دیپلوماتیک توسط او و به عنوان یک زبان رسمی دوفاکتو و پرستیژ

کریم‌ خان زند و کاربرد تورکی در مناسبات دیپلوماتیک توسط او و به عنوان یک زبان رسمی دوفاکتو و پرستیژ 

مئهران باهارلی 

 

KERİM HAN ZEND’İN TÜRKÇE’Yİ DİPLOMATİK İLİŞKİLERDE KULLANMASI VE ZEND DEVLETİ’NDE TÜRKÇE’NİN DE FACTO RESMÎ VE PRESTIJ DİLİ OLARAK KULLANIMI 

KARIM KHAN ZAND’S USE OF TURKISH IN DIPLOMATIC RELATIONS AND THE USE OF TURKISH AS THE DE FACTO OFFICIAL AND PRESTIGE LANGUAGE IN THE ZAND STATE

Méhran Baharlı

خلاصه

در این مقاله روایتی از کتاب رستم التواریخ را آنالیز کرده‌ام که در آن صحبت کردن کریم ‌خان زند (تولد ١٧٠٥ - فوت ١٧٧٩، حاکمیت: ١٧٥١- ١٧٧٩) شخص اول دولت زندیه، به زبان تورکی در ملاقات با ایلچی عوثمان‌لی روایت می‌شود. روایت رستم‌ التواریخ رسمی بودن دوفاکتو (عملی) و زبان پرستیژ تورکی در دوره‌ی زندیه را نشان می‌دهد. رسمی بودن دوفاکتوی زبان تورکی در دوره‌ی زندیه در منابع دیگر هم ذکر شده است. شاه‌زاده نادر میرزا قاجار (تولد ١٨٢٧ - فوت ١٨٨٦) در کتاب «تاریخ و جوغرافی‌ی دارالسلطنه‌ی تبریز» ذکر می‌کند که در دوره‌ی کریم‌ خان زند زبان‌های «تورکی» و «جغتایی» و «عربی» در نگارش «رسائل و نامه‌ها و فرامین عمده» از طرف دو موسسه‌ی رسمی - دولتی، نهاد لشکری - نظامی‌ی «نوکری‌ی سلطان» - و نهاد دیوانی - کشوری‌ی «استیفاءِ خاصه» به کار می‌رفت. دولت زندیه ادامه‌دهنده‌ی سنن و عرف دولت‌های تورک، موغول و تورکمان قبل از خود، از جمله سنت کاربرد تورکی به عنوان یک زبان رسمی‌ی دوفاکتوی دولتی بود. دولت‌های تورک - موغول حاکم بر اراضی‌ی ایران امروزی، از همان ظهور اولینشان در قرون ٩-١٠ میلادی تا سقوط آخرینشان یعنی دولت تورک قاجاری در سال ۱٩۲٥، دولت‌هایی بدون زبان رسمی‌ی دوژور (قانونی، حقوقی)، اما با چند زبان رسمی‌ی دوفاکتو (عملی) بودند. زبان تورکی همواره یکی از این زبان‌های رسمی‌ی دوفاکتو بود. منابعی مانند رستم التواریخ و تاریخ و جوغرافی‌ی دارالسلطنه‌ی تبریز و ... نشان می‌دهند که زبان تورکی، در دوره‌ی دولت‌هایی که به عنوان غیر تورک شناخته می‌شوند هم، مانند دولت زندیه – کریم ‌خان زند (و بعدها در آغاز دوره‌ی پهلوی – حاکمیت رضا شاه) به عنوان زبان رسمی‌ی دوفاکتوی دولت‌های حاکم بر ایران به کار می‌رفت. استفاده‌ی کریم خان زند از زبان مشترک تورکی در یک دیدار دیپلوماتیک با ایلچی عوثمان‌لی و عدم استفاده‌ی او از مترجم، رفتاری آگاهانه و دیپلوماتیک برای ارتقاء پرستیژ و موقعیت خود در نزد ایلچی عوثمان‌لی، تاکید بر اشتراکات فرهنگی دو دولت، ایجاد فضایی صمیمی‌تر و تسهیل ارتباط با همسایه‌ی قدرتمند تورک بود. ارتباط تباری‌ی طائفه‌ی زند با تورک‌ها دلیل دیگر آشنائی‌ی کریم‌ خان زند با زبان تورکی است. کریم‌ خان زند بر زبان تورکی در حد استفاده از آن در روابط دیپلوماتیک مسلط بود. زبان مادری‌ی کریم‌ خان زند، فیلی‌ی لکی بود و او خود را یک لک - لور می‌شمرد. تسلط وی بر زبان تورکی، ناشی از عوامل زیر است: یک زبان پرستیژ بودن تورکی، سنت زبان رسمی‌ی دوفاکتو بودن زبان تورکی، ضرورت آشنائی‌ی همه‌ی مقامات دولتی با زبان تورکی، کاربرد زبان تورکی در آن دوره به عنوان یک زبان رابط از سوی غیر تورک‌ها، و رگه‌های تباری تورکی – موغولی طائفه‌ی زند. طائفه‌ی زند یک طائفه‌ی آمیخته با عناصر تورک و موغول، حتی با هسته‌ی اولیه‌ی تورک - موغول بود که بعدها لورزبان شده است.

Özet

Bu makalede, Zend Devleti'nin en üst düzey yöneticisi olan kral Kerim Han Zend'in (d. 1705 - ö. 1779; saltanatı 1751–1779) bir Osmanlı elçisiyle yaptığı görüşme sırasında Türkçe konuştuğunu aktaran *Rostam al-Tavarikh* adlı eserden bir bölümü inceliyorum. *Rostam al-Tavarikh*’teki bu anlatı, Zend döneminde Türkçenin sahip olduğu fiili resmi ve prestij dil statüslerini ortaya koymaktadır. Türkçenin bu dönemdeki fiili resmi statüsüne başka kaynaklarda da değinilmektedir. Prens Nadir Mirze Kacar (1827–1886), *Tebriz: Egemenlik Merkezinin Tarihi ve Coğrafyası* adlı eserinde, Kerim Han Zend döneminde; *Nökeri-y-e Sultan* adlı askeri kurum ile *İstifa-y-i Hasse* adlı sivil-idari kurum tarafından hazırlanan önemli risale, mektup ve fermanlarda Türkçe, Çağatayca ve Arapçanın kullanıldığını belirtir. Zend yönetimi, Türkçenin fiilen resmi devlet dili olarak kullanılması uygulaması da dahil olmak üzere, kendisinden önceki Türk ve Moğol seleflerinin gelenek ve göreneklerini sürdürmüştür. Günümüz İran topraklarında hüküm süren Türk-Moğol devletlerinin —bunların en erken örneklerinin ortaya çıktığı MS 9. ve 10. yüzyıllardan, sonuncusu olan Kacar devletinin 1925'teki çöküşüne kadar— “yasal - hukûken resmî (*de jure*) dil”i olmamıştır.  Buna karşın birden fazla “fiilen (*de facto*) resmî dil”e sahip olmuşlardır. Türkçe, bu fiili (*de facto*) resmî dillerden biri olma vasfını sürekli korumuştur. *Rostemü't-Tevârih* ve *Târih ve Coğrâfiya-y-ı Dârü's-Saltana-y-ı Tebriz* gibi kaynaklar, Türkçenin Zend Hanedanı (Kerim Han Zend dönemi) ve daha sonraki erken Pehlevi dönemi (Rıza Şah'ın yönetimi) gibi Türk kökenli olarak sınıflandırılmayan devletlerin hüküm sürdüğü dönemlerde dahi bir resmî dil işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Kerim Han Zend’in, Osmanlı elçisiyle yaptığı diplomatik bir görüşmede ortak dil olan Türkçeyi kullanması ve tercüman kullanmama kararı alması, bilinçli bir diplomatik hamleydi. Bu tutum; elçinin gözünde kendi prestijini ve itibarını artırmaya, iki devlet arasındaki kültürel ortaklıkları vurgulamaya, daha samimi bir atmosfer oluşturmaya ve güçlü bir Türk komşuyla iletişimi kolaylaştırmaya hizmet ediyordu. Zend boyunun Türk ve Moğol halklarıyla olan köken bağları, Kerim Han Zend’in Türkçeye egemen olmasına dair bir başka açıklama sunmaktadır. Kerim Han Zend, diplomatik ilişkilerde kullanabilecek düzeyde yeterli bir Türkçe bilgisine sahipti. Kerim Han Zend’in ana dili Feyli Leki idi ve kendisini de bir Lek-Lur olarak görüyordu. Türkçeye olan hâkimiyeti çeşitli ise faktörlere dayanıyordu: Türkçeye atfedilen prestij dil statüsü; Türkçenin *fiili* resmi dil olma geleneği; tüm devlet görevlilerinin bu dili bilme zorunluluğu; Türkçenin o dönemde Türk olmayanlar arasında bir ortak iletişim dili (*Lingua Franca*) olarak kullanılması ve Zend boyunun Türk-Moğol soy ve köken bağları. Zend boyu, aslında Türk-Moğol kökenli bir çekirdeğe sahip olan ve sonradan Lur dilini benimseyen; Türk ve Moğol unsurların harmanlandığı bir gruptur.

Abstract

In this article, I analyze a passage from the book *Rostam al-Tavarikh* that recounts Karim Khan Zand (born 1705, died 1779; reigned 1751–1779)—the supreme leader of the Zand state—speaking Turkish during a meeting with an Ottoman envoy. The account in *Rostam al-Tavarikh* demonstrates the *de facto* official status and prestige status of the Turkish language during the Zand era. The *de facto* official status of Turkish during this period is also noted in other sources. In his book *History and Geography of the Seat of Sovereignty, Tebriz*, Prince Nader Mirza Qajar (1827–1886) notes that during the reign of Karim Khan Zand, the Turkish, Chagatai, and Arabic languages ​​were employed in the drafting of major treatises, letters, and decrees by two official state institutions: the military body known as *Nokari-y-e Soltan* and the civil-administrative body known as *Estifa-y-e Khasseh*. The Zand state continued the traditions and customs of its Turkish, and Mongol predecessors—including the practice of using Turkish as a de facto official state language. The Turco-Mongol states that ruled over the territories of present-day Iran—from the emergence of the earliest among them in the 9th and 10th centuries CE to the fall of the last, the Qajar state, in 1925—operated without an official *de jure* language, yet maintained multiple *de facto* official languages. The Turkish language was consistently one of these *de facto* official languages. Sources such as *Rostam al-Tavarikh* and *Tarikh va Joghrafiya-ye Dar al-Saltaneh-ye Tabriz* indicate that Turkish served as a *de facto* official language for the states ruling Iran—even during the eras of dynasties not classified as Turkish, such as the Zand dynasty (under Karim Khan Zand) and, later, the early Pahlavi period (under the rule of Reza Shah). Karim Khan Zand’s use of the shared Turkish language—and his decision to forgo an interpreter—during a diplomatic meeting with the Ottoman envoy was a deliberate diplomatic move. It served to enhance his own prestige and standing in the envoy's eyes, emphasize the cultural commonalities between the two states, foster a more cordial atmosphere, and facilitate communication with a powerful Turkish neighbor. The Zand tribe's ancestral ties to Turkic and Mongolic peoples provide another explanation for Karim Khan Zand’s familiarity with the Turkish language. Karim Khan Zand possessed sufficient command of the Turkish language to employ it in diplomatic relations. Karim Khan Zand’s native language was Feyli Laki, and he considered himself a Lak-Lur. His command of the Turkish language stemmed from several factors: the prestige language of Turkish; the tradition of Turkish serving as the *de facto* official language; the requirement for all government officials to be familiar with Turkish; its use as a Lingua Franca among non-Turks during that era; and the Turkic-Mongol origins and ancestral ties within the Zand tribe. The Zand tribe was a group heavily blended with Turkic and Mongol elements—possessing, in fact, a core of Turkic-Mongol origin—that later adopted the Lur language.

Saturday, February 23, 2019

کاربرد زبان تورکی در رسائل و نامجات و فرامین رسمی‌ی دولت زندیه

کاربرد زبان تورکی در رسائل و نامجات و فرامین رسمی‌ی دولت زندیه

مئهران باهارلی

شاهزاده نادرمیرزا قاجار[1] (١٨٨٦-١٨٢٧) در کتاب خود بنام «تاریخ و جغرافی‌ی دارالسلطنه‌ی تبریز» به هنگام سخن از جد خود میرزا رضی و پدر او میرزا محمّد شفیع، ذکر می‌کند که در دوره‌ی کریم‌خان زند (١٧٧٩-١٧٠٥)، زبانهای «تورکی» و «جغتایی» در نگارش «رسائل و نامه‌ها و فرامین عمده» از طرف دو منصب و نهاد رسمی-دولتی‌ی «نوکری‌ی سلطان» و «استیفاءِ خاصه» بکار می‌رفت.

در زیر بند مذکور از نوشته‌ی شاهزاده نادرمیرزا قاجار را نقل کرده و سپس توضیحاتی چند را داده‌ام.

شاهزاده نادرمیرزا قاجار: «میرزا رضی [جد بنده] : اما شرحِ حالِ میرزا رضی اجمالًا این است که بعد از وفاتِ مرحوم پدرش [میرزا محمّد شفیع مستوفی‌یِ آزربایجان، مدفون در مقبره‌یِ سرخابِ تبریز]، مایل و راحلِ سلکِ «نوکری‌یِ سلاطین» شده، در دولتِ کریم‌خان زند به منصبِ «استیفایِ خاصّه» نائل آمد. رسائل و نامجات و فرامینِ عمده، اعم از عربی و تورکی و جغتایی به عهده‌یِ ایشان محوّل بود.....». (صص ٢٤٤-٢٤٣)


Thursday, December 17, 2015

فرمان‌های کریم ‌خان زند و علی‌مراد خان زند، حدود شمالی و جنوبی ولایت آزربایجان و شمول آن بر قلم‌روی علی‌شُکُر – علی‌شوکور

 

فرمانهای کریم ‌خان زند و علی‌مراد خان زند، حدود شمالی و جنوبی ولایت آزربایجان و شمول آن بر قلم‌روی علی‌شُکُر – علی‌شوکور

 

مئهران باهارلی- ٢٠١٠

 

فرامین کریم ‌خان زند و علی‌مراد خان زند: قلمروی علی‌شوکور (همدان، ساوه، اراک، یک دوم کوردستان، یک سوم کرمانشاه، ...) و قراباغ و شیروان و گنجه و نخجوان جزء ولایت آزربایجان است.

١-فرمان‌هائی از کریم خان و علی‌مراد خان دو شاه سلسله‌ی زندیه خطاب به بیگلربیگیان[1]، حکام‏ و عمال کشور در باره‌ی مسیحیان ممالک محروسه‌ی ایران، تضمین آزادی‌های آن‌ها و مبلغین اوروپائی در دست است. این فرمان‌ها پس از آن صادر شده‌اند که «عمدة المسیحیه‌ی پادری فرنسیه حکیم» نزد کریم ‌خان و «عمدة المسیحیه پادری اورانوس حکیم» به حضور علی‌مراد خان رسیده و خواستار آزادی «پادریان فرنگیان و خلیفه‌ها در ممالک محروسه» و این که «در هر کجا که خواسته باشند توقّف و سکنی کرده، هر یک از ارامنه و عیسویان و اولاد ایشان که خواسته باشد نزد ایشان آمد و شد کرده، تعلیم گیرند» گردیده‌اند. در فرمان کریم ‌خان زند به تاریخ ١٧٦٣ میلادی، مراکز سکونتی مسیحیان اوروپایی (فرنگیه) در آزربایجان نیز نشان داده می‌شوند. فرمان علی مراد خان به  تاریخ ١٧٨١ میلادی هم مانند فرمان کریم‌ خان زند و در فورمتی مشابه، راجع‏ به اقامت‌گاه نماینده‌گان مذهبی و خلفای مسیحی و سوداگران به حکام‏ و بیگلربیگیان سرتاسر کشور صادر شده که تا حد امکان تحصیلات لازم‏ را معمول داشته و رضایت خاطر نامبرده‌گان را فراهم سازند. (این فرمان در نشریه‌ی بررسی‌های تاریخی وابسته به نشریه‌ی ستاد بزرگ ارتشتاران - کومیته‌ی تاریخ نظامی در سال ١٣٤٦ منتشر شده است).

٢-این دو فرمان ضمن شمردن مراکز سکونتی مبلغین مذهبی اوروپایی و خلفاء و تجار مسیحی در ممالک محروسه‌ی ایران، حدود و قلمروی شمال و جنوب «ولایت ازربایجان» در هر دو سوی ارس در آن دوره را به وضوح بیان می‌کنند و بنابراین از جهت جوغرافیای تاریخی، سیاسی و اداری آزربایجان دارای اهمیت‌اند:

الف- در این فرمان‌ها صراحتاً مناطق «شیروان، قره‌باغ (قاراباغ)، گنجه و نخجوان (ناخجیوان)» در شمال ارس، یعنی تقریباً همه‌ی جمهوری آزربایجان فعلی، و یا قفقاز جنوبی به صورت جزئی از واحد سیاسی - اداری آزربایجان و بخشی از «ولایت آزربایجان» شمرده شده‌اند.

ب-در این دو فرمان علاوه بر دارالسلطنه‌ی تبریز در جنوب ارس، «قلمروی علی‌شکر» (علی شوکور) نیز جزئی از «ولایت آزربایجان» و یا واحد سیاسی - اداری آزربایجان شمرده شده است. قلمروی علی‌شوکور در قرن هیجده میلادی اقلاً نواحی ساوه و اراک و همدان، یعنی تقریباً کل استان‌های فعلی مرکزی و همدان، بخش‌هائی از استان‌های فعلی تهران، البورز و قوم، نیمی از استان‌های کوردستان و لورستان و یک سوم استان کرمانشاهان را شامل می‌شد. این اشاره، بر حدود جنوبی مفهوم ولایت آزربایجان آن دوره که اغلب بخشی از «عراق عجم» و «جبال» محسوب شده‌اند پرتوافکنی می‌کند و یک بار دیگر تائید می‌نماید که در گذشته در برهه‌هایی از زمان، بخش‌های مذکور واقع در مرکز و غرب ایران نیز داخل در حدود آزربایجان سیاسی - اداری بوده‌اند.

٣- نهادهای رسمی سیاسی و تبلیغاتی دولت ایران و بسیاری از قومیت‌گرایان افراطی فارس و پان‌ایرانیست‌ها ادعا می‌کنند که در گذشته مناطق شمال رود ارس، خمسه و هیچ بخش دیگری از عراق عجم و یا جبال، «هرگز و هیچ‌گاه» آزربایجان نامیده نشده‌اند. مخصوصا شمول مفهوم آزربایجان بر شمال ارس و جنوب قفقاز در برهه‌هایی از زمان، واقعیتی است که همواره از سوی قومیت‌گرایان افراطی فارس، پان‌ایرانیست‌ها و بسیاری از مراکز سیاسی و تبلیغاتی وابسته به دولت ایران انکار و مخفی می‌شود. به عنوان نمونه «عنایت‌الله رضا» از سیاسیون – محققین پان‌ایرانیست به دفعات چنین ادعا کرده است: «بر اساس تاریخ، سرزمینی که در قفقاز در شمال رود ارس قرار گرفته است، «هیچ‌گاه» آزربایجان خوانده نشده بود تا تاریخ ١٩١٨». ویا مورخ پان‌ایرانیست «تورج اتابکی» می‌گوید: «تا زمان فروپاشی روسیه‌ی تزاری، اثری از نام آزربایجان برای مناطق مسلمان‌نشین شمال ارس وجود ندارد». در حالی که فرامین زندی مذکور از جمله اسناد رسمی تنظیم شده به نام دو عالی‌ترین مقام دولت یعنی پادشاه کشور هستند که صراحتاً و بر خلاف این ادعاها، بخش اعظم قفقاز جنوبی ددر شمال ارس و قسمتی از عراق عجم و جبال در جنوب ارس را جزء «ولایت آزربایجان» شمرده‌اند.

٤-فرامین شاهان توسط دستگاه عریض و طویل تکنوکرات‌های متخصص و منشیان واقف بر ترمینولوژی رایج و پذیرفته شده رسمی، دولتی و حقوقی زمان خود نوشته می‌شدند و امکان وقوع اشتباهی این چنین سترگ در آن‌ها در باره‌ی حدود و ثغور مهم‌ترین ایالت کشور و به اشتباه آزربایجان نامیدن سرزمین‌هایی این چنین وسیع، آن هم دو بار وعیناً با فاصله‌ی زمانی ١٨ سال متصور نیست.

در زیر متن دو فرمان مذکور را نقل کرده‌ام: