فصل دوم:
ریشهشناسی نام بیییلهر – رقصها:
اویون، بییی، هالای، باری، ناری، جالمان، یاللی
Sözümüz is an online publication that features scientific and historical articles by Méhran Baharlı on Turkology, Turko-Mongol history, and Altaic etymology, specifically focusing on Iran. Sözümüz analyzes, rectifies and shares historical documents, records, ancient texts, manuscripts and inscriptions related to the life, history, language, culture, and heritage of the Turkish nation living in Iran, particularly in the country's northwest and neighboring provinces known as Türkili.
HALAÇ TÜRKÇESİ DÜZYAZISI VE ALİ ASGAR CEMRÂSÎ FERÂHÂNÎ OLGUSU: HALAÇ TÜRK EDEBİYATININ ALİŞİR NAVÂÎ'Sİ
KHALAJ TURKIC PROSE, AND THE PHENOMENON OF ALI ASGHAR JAMRASI FARAHANI: THE ALISHIR NAVAI OF KHALAJ TURKIC LITERATURE
Méhran
Baharlı 2008
علیاصغر جمراسی فراهانی، خهلهج
تیلیین علی شیر نواییسی
ELİESQER CEMRÂSÎ FERÂHÂNÎ, XELEC TİLİŇ ELİ ŞÎR NEVÂYÎSİ
مئهران باهارلی - ٢٠٠٨
http://xelec-turk.blogspot.com/
Yıllar önce, önde gelen Türkik ve Altayik dilleri uzmanı Prof. Dr. Gerhard Doerfer, "İran'daki Türk Dilleri" adlı makalesinde, Halaç edebiyatının ilk örneği olarak bir şiiri tanıtmış ve şöyle demişti: "Bu Türk dilinin özel durumuna dair yaklaşık bir fikir edinmek için, Harrab köyünden bir şiir veriyorum. Bu şiir, 1968 yılında Sayın Musayyib Arab Gul tarafından yazılmış olup, Halaç edebiyatının ilk yazılı belgesi olarak kabul edilir. Halaçların kendilerine ait bir edebiyatı, özellikle de yazılı edebiyatı yoktur". Profesör Doerfer'in anlattığı durum uzun zaman önce değişmiştir. Günümüzde Halaç Türkleri sadece yazılı edebiyat üretmekle kalmamış, yazılı şiirin yanı sıra düzyazı edebiyatı da ortaya koymuşlardır. Bu dönüşümde birçok insani, sosyal ve kültürel faktör etkili olmuştur. Ancak, Bilim web sitesinin yöneticisi olan ve Bilim takma adıyla bilinen "Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî"nin bu dönüşümde belirleyici bir rol oynadığı güvenle söylenebilir.
Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî, Halaç Edebiyatının Ali Şir Navâî’sidir
A- Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî, İran'daki yeni nesil Türkologlardandır. Halaçlar, dilleri, edebiyatları, sözlükbilimi, kültürleri ve târîhleri ile ilgili her alanda yazılar yazmakta olan Cemrâsî, aslında birey biçiminde bir Halaç Akademisidir. Cemrasi'nin Halaç Türk dili ve edebiyatının korunması ve geliştirilmesine yaptığı hizmet, İran'da ve uluslararası ölçekte Türkoloji bilimine de târîhî ve eşsiz bir hizmettir. Cemrâsî’nin "Halaçlar, Eski Türklerin Kalıntısı" adlı kitabı, İran'da ve Farsça olarak Halaç Türkleri hakkında yayınlanan ilk kapsamlı eserdir.
B. Cemrâsî’nin, İran'ın kuzeybatısındaki Türkİli ulusal bölgesinin en güneydoğu kesimini oluşturan ve günümüzdeki Merkezi ve Kum illeri arasında bölüştürülmüş olan HalaçOrda veya Halaçistan'ı tanıtan yazıları “Türkİli çalışmaları” alanında da son derece değerlidir. Bu konu, birçok "Azerbaycanlı" araştırmacı ve siyâsî aktivistin bugüne kadar tamamen göz ardı ettiği bir konudur. (Türkler HalaçOrda veya Halaçistan bölgesinin Türkili siyasi birimine ilhak edilmesinin yanı sıra, Halaç Türkçesine hem Türkili idari biriminde hem de ulusal ölçekte resmi dil statüsü veri getirilmesini talep etmelidir.)
C- Ali Asgar Cemrâsî’nin çağdaş Halaç Türk edebiyatındaki konumu, Alişir Nevâî'nin Çağatay Türk edebiyatındaki konumuyla karşılaştırılabilir. Cemrâsî, şiirlerini sürekli olarak Halaç Türkçesiyle ve çeşitli, genellikle modern sosyal konularda yazarak, "1960'ların Halaç Türk şiirinin bireysel örnekleri" deneyimini " Halaç Türk manzum edebiyatına" dönüştürmüştür. Bu açıdan bakıldığında, Cemrâsî "Halaç Türk şiir geleneğinin kurucusu" olarak haklı olarak Kabul edilmeği hak ediyor. Cemrâsî’nin "Karşu Balukka Selam" adlı eseri, İran'da Halaç Türk dilinde yazılmış ilk şiir kitabıdır. Bu yapıt, Türk şair Şahriyar’ın “Haydar Baba’ya Selam” eseri tarzında, Halaç Türk dilinde ve Latin-Türk ile Arap-Türk alfabeleriyle yazılmış şiirlerden oluşan bir eserdir.
Modern
zamanlarda, Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî 'nin Farsça düzyazı edebiyatının
oluşumundaki rolü, Sibirya'daki Dolgan ve Çulım Türk halklarından iki figürle
karşılaştırılabilir. Bunların ilki, Dolgan şairi ve kültür insanı olan bayan Ogdo Yegorovna
Aksyonova’dır (Огдо (Евдокия) Егоровна Аксёнова, 1936-1995). Ogdo Aksyonova yok
olmakta olan Dolgan Türkik dilinin düzyazı ve yazılı edebiyatını ve modern
alfabesini yaratan ve Dolgan Türkik dilinde ilk kitap olan Baraksan'ı (Бараксан)
yazıp 1973'te yayımlayan şahıstır. İkinci şahıs Çulim
eğitimci, hikaye anlatıcısı ve dil aktivisti olan Vasili
Mihailoviç Gabov'dur (Василий Михайлович Габов). Vasili Mihailoviç Gabov, yok
olmakta olan Çulim Türkik dilinden halk masallarını, efsaneleri, atasözlerini
ve özdeyişleri kapsamlı bir şekilde derleyip yazıya dökerek ve dini metinleri
bu dile çevirerek Çulim Türkik dilinde yazılı edebiyatın ilk yaratıcısı olarak
kabul edilir.
D- Cemrâsî’nin Halaç edebiyatındaki en önemli rolü, bu dilde düzyazı yazımının başlangıcını yapmasıdır; bu, Halaç millet ve HalaçOrda ülkesi terîhînde eşi benzeri görülmemiş bir şeydi. "Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî'nin Halaç Edebiyatının Emir Alişir Navâî'si olarak ortaya çıkışında ve fenomeninde - küçük de olsa - bir rol oynamış olmak benim için bir gurur kaynağıdır (makalenin ilerleyen bölümlerinde).
E- Nesir alanında ve Halaç Türk nesir edebiyatının oluşumunda Cemrâsî, çalışmalarına masallar derleyerek ve halk masalları yazarak başladı. O Ayrıca halk şiiriyle de ilgilendi. Cemrasi daha sonralar Türkoloji konferanslarında sunmak üzere Halaç târîhi, dili ve edebiyatı da dâhil olmak üzere çeşitli konularda düzyazı metinler yazmaya başlasa da, onun Halaç Türkçesinde ilk nesir eserleri öykü biçimindedir. Bu, modern ve ulusal yazılı edebiyat ve düzyazı oluştururken neredeyse tüm çağdaş ulusların ve dillerin izlediği doğru yoldur.
F- Cemrâsî, eserlerinde Halaç Türk dillerine âit metinleri hem Türkçe-Arapça hem de Türkçe-Latin alfabesiyle yazıya geçiriyor. Cemrâsî Halaç Türkçesi için Latin alfabesini benimseyerek, aslında " Halaç Türk dili Latin alfabesinin kurucusu" unvanını da kazanmıştır.
G- Cemrâsî’nin eserlerinin bir diğer avantajı, her makalenin sonunda o makalede kullanılan Halaç Türkçesi kelimelerin anlamlarının kısa bir listesini vermesidir. Gelecekte, bu listeler tamamlanıp birleştirilerek, bir Halaç Türkçesi - -Farsça sözlük de hazırlanabilir. (Cemrâsî daha sonralar bunu da yapmayı başardı ve yaklaşık 30.000 maddeden oluşan ilk ve tek Halaç sözlüğünü hazılayıp yayınladı).
[Addendum. 2026]: Ben, Mehran Baharlı, Türk kültürü, dili, edebiyatı ve tarihiyle ilgili konulardaki yazılarımı, araştırmalarımı, bulgularımı ve algılarımı Sözümüz blogunda (önce PersianBlog, daha sonra WordPress ve nihayet Blogspot) yayınlamaya başladıktan kısa bir süre sonra, Blogspot'ta "Halaç Türk" adında, Halaçlar, Halaç yurdu ve Halaç Türk dili ve edebiyatı üzerine, târîhte türünün ilk örneği olan, özel bir blog oluşturdum. Bir süre sonra, Ali Asgar Cemrâsî'nin Halaçlar hakkındaki yazıları ve "Bilim" (ve Ali Asgar, Cemras, ...) takma adıyla yazdığı şiirleriyle tanıştım. (Cemrâsî, Savalı Türk şair "Tilim Han"ın adından esinlenerek "Bilim" takma adını seçmişti). Bundan sonra, ondan bulduğum her şeyi Halaç Türk blogspot'unda yeniden yayınlardım.
O günlerde, onunla olan yazışmalarım ve e-postalarım sırasında -ki bu birkaç ay öncesine kadar yaklaşık 25 yıl sürdü, - ona, eserlerini kitap olarak yayınlama, Halaç şiir edebiyatını oluşturma, Halaç Türkçesiyle düzyazı metinler yazma, Halaç Türkçesiyle yazılı ve düzyazı edebiyatını oluşturma ve Halaç sözlüğü hazırlama fikirlerini önerdim. Bu fikirlerin hepsi onun tarafından memnuniyetle karşılandı. Cemrâsî, Halaç Türkçesi şiir edebiyatının oluşturulmasına ilişkin olarak, kendi seçimiyle Türkçe eserleri (Heydar Babaya Selam, Salebiye, ...) Halaç Türkçesine çevirerek çalışmaya başladı. Ancak Halaç düzyazı edebiyatının oluşturulmasına gelince, Halaç düzyazı örneklerinin bulunmadığını ve bu konuda deneyimsiz olduğunu belirtti. Cevabım şuydu: Halaç halkının konuştuğu Halaç Türkçesi dilindeki fıkraları, kısa öyküleri ve halk masallarını kağıda dökerek işe başlanabilir ve kabul edilebilir bir hacimde yazılı bir literatür oluşturduktan sonra, bunlara dayanarak bir Halaç sözlüğü de hazırlanabilir. Cemrâsî, bu önerilerin hepsini mantıklı buldu ve doğuştan gelen yeteneği, dehası, muazzam kapasitesi, kararlılığı, azmi ve benzersiz Türk milli bilinciyle hepsini en üst düzeyde hayata geçirdi.
Kendisi de daha önceleri Halaç ve Halaç yurdu hakkında bir eser yazmış olan Cemrâsî, ondan sonra fıkralar, anekdotlar ve hikayeler üzerine bir dizi kitap, Halaç Türkçesiyle yazılmış bazı düzyazı eserler ve makaleler ile bir Halaçça -Farsça sözlük yazıp yayımladı. Böylece " Halaç Türk şiir edebiyatı", " Halaç Türk düzyazı edebiyatı", " Halaç Türk Sözlüğü" ve " Halaç Türk yazım geleneği" ortaya çıkmış oldu; Ali Asgar Cemrâsî Ferâhânî de " Halaç milletinin, dilinin ve edebiyatının Emir Ali Şir Nevâîsi" olup adı ölümsüzleşti.
Belirtilmesi gereken bir diğer konu da Halaç Latin alfabesi meselesidir. Başlangıçta, Cemrâsî Halaç Türkçesi kelimelerini kaydederken X yerine Ĥ, "ه" yerine "ح" ve Arapça kesre, fethe, zemme, teşdid, tenvin, ... gibi işaretleri kullanırdı. Ben Halaçça metinlerin hazırlanmasını ve diğer Türkler tarafından anlaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla, "Sözümüzü Yazımı" (Arap alfabesiyle Türkçe fonetik yazım) ve "Türk Latin Biçigi" (ortak fonetik Latin alfabesi) kullanmasını önerdim. örneğin: Türkçe kelimelerde ح harfinin ve Arapça işaretlerin kullanılmaması, خ sesini temsil etmek için Latin X karakterinin kullanılması, kesre sesi için É karakterinin kullanılması, fethe sesi için E karakterinin kullanılması, ng sesi için Ñ karakterinin kullanılması, ny sesi için Ň karakterinin kullanılması, Ķar ve Ķamuç Halaç kelimelerinde bulunan "q" ve "x" arasındaki ses için Ķ karakterini kullanmak, uzun ünlüleri belirtmek için harfler üzerinde başlık işaretini kullanmak (Â, É, Î, Ô, Û, …)... Cemrâsî zamanla bu önerilerin çoğunu kabul etti ve "Halaç Dili Grameri" kitabı da dahil olmak üzere yazılarında giderek daha fazla kullandı.
Cemrâsî ile aramdaki istişarelerin diğer faydalı sonuçları arasında, benim önerdiğim Farsça "Halcistan" adının Türkçe karşılığı olarak "Halaç-Orda - Halaç-Ordu" adı ve benim tasarladığım "Halaç-Orda Milli Bayrağı" yer almaktadır. Bunların ikisi de Cemrâsî'nin beğeni ve onayını kazanmıştır.
REZA PEHLEVİ'NİN İRAN'IN GELECEK YÖNETİMİNE DÂHİL EDİLMESİ, İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK VE ÜLKENİN PARÇALANMASINI GEREKLİ VE KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.
TÜRK DEMOKRATİK PLATFORMU - T.D.P.
İran'da yaşayan Türk halkının tarihsel ve kolektif hafızasında, bilimsel tarihle de desteklenen görüşe göre, Pehlevi devleti, Türk karşıtı sömürgeci ve haçlı Avrupalı devletler tarafından kurulmuştur. Bu rejim, sömürgeci bir darbe ve iki göstermelik meclis aracılığıyla Türk siyasi egemenliğinin gasp edilmesinin bir sonucuydu. Pehlevi devleti, İran'da yaşayan Türk halkına karşı kurumsal ve sistematik devlet politikası olan ve günümüze kadar devam eden dilsel ve etnik soykırımı başlatan rejimdir. Bunun yanı sıra, Pehlevi ailesi ve Pehlevi dönemi yetkililerinin büyük çoğunluğu, Tebriz-Türkili ve Bakü-Kafkasya kökenli Türk olduklarından dolayı, Türk milli tarihinde ebedi bir utanç lekesi olarak görülmektedirler. Aras Nehri'nin üç yakasındaki Türk milletinin gözünde Pehleviler, Mankurtluğun ve milli hıyanetin sembolü olarak kabul edilmektedir:
1-Türk tarihi açısından, 1925'te Pehlevi hanedanlığının ve devletinin kurulması, tıpkı 1909'da Kacar Türk devletinin başkenti Tahran'ın Türk karşıtı Meşruteçiler ve teröristler tarafından işgal edilmesiyle kurulan Meşrute hükümeti gibi, meşru olmayan ve yasa dışı idi. Pehlevi Hanedanlığı'nın 1925'te kurulması, 1920'de Sardar Sepeh önderliğinde gerçekleştirilen yasadışı bir askeri darbenin ve iki göstermelik parlamentonun Meşrute Anayasası'nı ihlal etmesinin sonucuydu. Rıza Han'ın yönetimi, yabancı sömürgeci ve emperyalist İngiliz devleti tarafından dayatılan ve kontrol edilen bir kukla rejim idi.
2- Ulusal tipoloji açısından bakıldığında, Pehlevi devleti Fars merkezli ve Türk karşıtı bir devlet olup, Türk ulusal kimliğine karşı ırkçı bir görüşe ve Türk milletine karşı düşmanca bir tutuma sahipti. Azerbaycan Milli Hükümeti'nin (1945) kurulmasına kadar, Serdar Sepeh'in darbesinden sonraki yıllar da dahil olmak üzere, bu rejim en az otuz yıl boyunca "Türklere karşı dilsel ve ulusal soykırım politikası" izlemiş ve uygulamıştır. Amaç, İranda yaşamakta olan Türk ulusunu büsbütün ortadan kaldırmak, Türk dilini "zorunlu asimilasyon" yoluyla Farsçaya çevirmek ve İran'da yaşayan Türk halkını tamamen Farslaştırmaktı. Bu gerçekler, Pehlevi rejimini Türk halkının gözünde tamamen gayrimeşru hale getirmişti.
3- Rıza Şah döneminde, İran'da yaşayan Türk milleti esir bir milletti. Türkili ve diğer Türk nüfuslu milli bölgeler, özellikle tarihsel olarak Türkili ve İran'ın en önemli ve gelişmiş bölgesi olan Azerbaycan, yozlaşmış bir ordunun demir yumruğu altında, Fars devletinin ekonomik olarak geri kalmış sıradan bir kolonisine dönüştü.
"Kadın, Yaşam, Özgürlük" hareketinin yöneticileri, temsilcileri ve kendilerini sözcü ilan edenleri, özellikle de "İslam Cumhuriyetinden geçiş aşaması" liderleri, İran'da yaşayan Türk halkının ulusal ve dilsel haklarına hiçbir şekilde değinmemişlerdir. Onlar sadece soyut ve genel demokrasi kavramlarını tartışıyorlar. Sloganları ve propagandaları Farsça ve hatta Kürtçedir, ancak asla Türkçe değildir. Bu hareketlerde Rıza Han'ın yasadışı askeri darbesi, Kacar Türk devletinin sahte parlamentolar tarafından devrilmesi, İran üzerindeki 1200 yıllık Türk egemenliğinin sona erdirilmesi, Pehlevi rejimi tarafından Türklere yönelik resmi devlet politikası olan dilsel ve ulusal soykırımın başlatılması, Türklerin dilinin, kültürünün ve ulusal kimliğinin sistematik olarak Farslaştırılması, Türkçenin ofislerde, orduda, eğitim sisteminde, basında, tiyatrolarda, sinemalarda ve medyada yasaklanması, Türkçe kitapların yakıldığı resmi törenler, Türk ulusal bölgelerinin sürekli olarak sayısız mikro bölgeye bölünmesi, Türk nüfuslu bölgelerin, özellikle Türkili'nin, tam bir Farsistan sömürgesine dönüştürülmesi; İran'ın sosyal kültüründe, medyasında ve eğitim sisteminde Türklerin, Türk dilinin ve kültürünün resmi olarak aşağılanması ve küçümsenmesi, yeni Türkçe isimlerin yasaklanması ve binlerce eski coğrafi ismin sistematik olarak Türkçeden Farsçaya değiştirilmesi, Meşrute Hareketi, Pehlevi ve İslam Cumhuriyeti dönemlerinde Türk tarihi, siyasi, kültürel ve sanatsal mirasının, yönetiminin, bayrağının, minyatürünün, halısının, mutfağının ve müziğinin çalınması ve bunların İran, Fars, Parsi, Perse ve Fars olarak sunulması... gibi trajedilerden bahsedilmiyor veya bunlara atıfta bulunulmuyor.
Reza Pehlevi ve Perviz
Sabeti'nin bu hareketin liderlik kadrosunda yer alması, bu hareketin sembolik
figürleri arasında lümpen monarşist ve faşist Pan-İranist unsurların bulunması,
bunların İran'daki Türklerin varlığını ve ulusal kimliğini inkar etmeleri ve
Almanya, Fransa ve diğer tarihsel olarak Türk karşıtı merkezlerin bu harekete
aktif desteği ve teşviki gibi gerçekler, Türk milletine, aydınlarına,
politikacılarına ve elitlerine, İran dışında ulusal haklarını gerçekleştirmek
için sınırsız güçlerini kullanmaları konusunda meşruiyet, yeşil ışık ve izin
vermektedir.
سؤزوموز یازیمی (اورتوقرافیسی). مئهران باهارلی. ایلک یایینلاما ایلآیگونو: ١٠ - کؤچ آیی (مای) - ٢٠٠٤
ELİESQER CEMRÂSİ FERÂHÂNÎ (1965 -2026)
Xelec Türkoloq, Araşdırmacı, Yazar, Qoşar, Sözlükbilimci ve Ötekçi
ALI
ASGHAR JAMRASI FARAHANI (1965-2026)
Khalaj Turkologist, Researcher, Writer, Poet, Lexicographer and Historian
علی اصغر جمراسی فراهانی (۱٤٠٤-۱۳٤۳)
تورکولوق، محقق، نویسنده، شاعر، لغتشناس و مورخ خلج
شعر: جنون ههوئ
سرودهای تحت عنوان خانهی جنون به زبان توركی خلجی از علیاصغر جمراسی فراهانی -
بیلیم
جنون ههوئ CONUN HEVÉ
قهییروْروُم جنون ههوین Qeyirorum
conun hevin
بنّا اوُزۆم، معمار اوُزۆم Benna
uzüm, mé’mar uzüm
ایچهیوُروْم عرفان مئیین İçeyurom
irfan méyin
مئی اوُزۆم، مئیگسار اوُزۆم Méy uzüm, méygusar uzüm
محویسسهم محوِ دیدارام Mehvissem
mehv-i dîdaram
رندیسسهم رندِ خُمارام Rindissem
rind-i xumaram
مستیسسهم مستِ هوشیارام Mestissem
mest-i huşyaram
مست اوُزوُمهم، هوشیار اوُزۆم Mest
uzümem, huşyar uzüm
سۆز هاچماز رندِ
سیرداشام Süz haçmaz rind-i sirdaşam
مئی ایچمهز رندِ قاللاشام Méy içmez rind-i qallaşam
اوُزۆم اوُزۆمه یوْلداشام Uzüm uzüme yoldaşam
چنگ اوُزۆمهم، چوُگۆر اوُزۆم Çeng uzümem, çugür uzüm
مهن جهانام، جهانوْم
یوُق Men cehanam, cehanom yuq
لامكانام، مكانوْم یوُق Lâmekanam, mekanom yuq
واقما سر و سامانوْم یوُق Vaqma ser u samanom yuq
سر اوُزۆمهم، سردار اوُزۆم Ser uzümem, serdar uzüm
بی جا كۆز یاشین
سیدیرمهم Bîca küz yaşin sidirmem
مصلحتر چارا قیلمهم Meslehıter çara qilmem
نهبهر اوُز دردیمیی بیلمهم Neber uz derdimiy bilmem
طبیب اوُزۆم، درمان اوُزۆم Tebib uzüm, derman uzüm
كون و مكانوُ كهزمیشهم
Küvn u mekanu kezmişem
دوُستلارقا باغروُم اهزمیشهم Dustlarqa baqrum ezmişem
مهن بینوا بیلمهمیشهم Men bînevâ bilmemişem
دِل اوُزۆمهم، دِلدار اوُزۆم Dil uzümem, dildar uzüm
جهمراس، اوُزۆمو خوار ائتدیم Cemras uzümu xâr étdim
آشوُقلوُق اختیار ائتدیم Aşuqluq éxtiyar étdim
جان جانانقا نثار ائتدیم Can cananqa nésar étdim
جان اوُزۆم، جاننثار اوُزۆم Can uzüm, cannésar uzüm
THE INCLUSION OF REZA PAHLAVI IN THE IRAN’S FUTURE GOVERNMENT WOULD IGNITE A CIVIL WAR, MAKING DISINTEGRATION OF THE COUNTRY NECESSARY AND INEVITABLE.
TURK DEMOCRATIC PLATFORM - T.D.P.
In the historical and collective memory of the Turkish people living in Iran, which is also supported by scientific history, the Pahlavi dynasty, was created by anti-Turkish colonial and crusading European states. It was the result of the usurpation of Turkish political sovereignty through a colonial coup and two sham assemblies. The Pahlavi dynasty is also the initiator of institutional and systematic state policies of linguistic and ethnic genocide of the Turkish people living in Iran, a policy that continues to this day. In addition to this fact, the Pahlavi family and the majority of Pahlavi era officials, due to their Turkish descent from Tebriz-Turkili and Baku-Caucasus, are seen as an eternal stain of shame in Turkish national history. In the eyes of the Turkish nation on three sides of the Aras River, the Pahlavis are considered as a symbol of Mankurtism and national betrayal.
1-From the Turkish perspective, the establishment of the Pahlavi dynasty and government in 1925, much like the establishment of the constitutional government before it through the occupation of Tehran, the capital of the Qajar government, by constitutionalists and anti-Turkish terrorists in 1909, was deemed illegal. The establishment of the Pahlavi Dynasty in 1925 was the result of an illegal military coup led by Sardar Sepah in 1920, which violated the Mashrute Constitution by two sham parliaments. Reza Khan’s rule was effectively controlled by the foreign colonial and imperialist state of Britain. It was considered a puppet regime imposed by foreign powers.
2- In terms of national typology, the Pahlavi state was a Persian-centered and anti-Turkish state, with a racist view against the Turkish national identity and a hostile stance towards the Turkish nation. Until the establishment of the National Government of Azerbaijan (1945), including the years following the coup of Sardar Sepah, this government had pursued and implemented a "policy of linguistic and national genocide against Turks" for at least three decades. The aim was to eradicate the Turkish nation, change the Turkish language to Persian through "forced assimilation", and completely Persianize the Turkish people living in Iran. These facts rendered the Pahlavi regime completely illegitimate in the eyes of the Turkish people.
3-
During the Reza Shah era, the Turkish nation living in Iran was a captive
nation. Türkili
and other Turkish-populated regions,
especially Azerbaijan which historically has been the most important and
developed region of Turkili and Iran, under the iron fist rule of a corrupt
military, turned into economically backward colonies of the Farsi government.
Reza Pahlavi has not made any reference to the national and linguistic rights of the Turkish people living in Iran. In the slogans, propaganda, statements, and speeches of Reza Pahlavi there is no mention or reference to tragedies such as Reza Khan's illegal coup, the overthrow of the Qajar Turkish government by mock parliaments, the ending of 1,200-year Turkish rule over Iran, the initiation of the official state policy of linguistic and national genocide of the Turks by the Pahlavi government, the systematic Persianization of the language, culture, and national identity of the Turks, the banning of the Turkish language in offices, the army, the educational system, the press, theaters, cinemas, and the media, the official ceremonies where Turkish books were burned, the continuous partitioning of Turkish national regions into numerous micro-provinces, the transformation of Turkish-populated regions, particularly Turkili, into a full-fledged colony of Persia, the official humiliation and belittling of the Turks, Turkish language and culture in Iran's social culture, media, and educational system, the banning of new Turkish names and the systematic change of thousands of old geographical names from Turkish to Persian, stealing of all Turkish historical, political, cultural, and artistic heritage, governance, flag, architecture, miniatures, carpets, cuisine, and music, and presenting them as Iranian, Persian, Parsi, Perse, and Farsi, … during the Constitutional Movement, Pahlavi, and Islamic Republic Periods.
The Pahlavi government, which has committed national treason, linguistic and national genocide against the Turkish people, and crimes against humanity, for the Turkish people living in Iran is the embodiment of racism and hostility towards Turks and equivalent to Hitler's Nazi government for the Jews. Supporters of Reza Pahlavi should not forget that the spark on February 18, 1978 that led to the anti-monarchy revolution was ignited in Tebriz, Azerbaijan, Turkili.