Thursday, February 12, 2026

REZA PEHLEVİ'NİN İRAN'IN GELECEK YÖNETİMİNE DÂHİL EDİLMESİ, İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK VE ÜLKENİN PARÇALANMASINI GEREKLİ VE KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.

 REZA PEHLEVİ'NİN İRAN'IN GELECEK YÖNETİMİNE DÂHİL EDİLMESİ, İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK VE ÜLKENİN PARÇALANMASINI GEREKLİ VE KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.

TÜRK DEMOKRATİK PLATFORMU - T.D.P.

İran'da yaşayan Türk halkının tarihsel ve kolektif hafızasında, bilimsel tarihle de desteklenen görüşe göre, Pehlevi devleti, Türk karşıtı sömürgeci ve haçlı Avrupalı devletler tarafından kurulmuştur. Bu rejim, sömürgeci bir darbe ve iki göstermelik meclis aracılığıyla Türk siyasi egemenliğinin gasp edilmesinin bir sonucuydu. Pehlevi devleti, İran'da yaşayan Türk halkına karşı kurumsal ve sistematik devlet politikası olan ve günümüze kadar devam eden dilsel ve etnik soykırımı başlatan rejimdir. Bunun yanı sıra, Pehlevi ailesi ve Pehlevi dönemi yetkililerinin büyük çoğunluğu, Tebriz-Türkili ve Bakü-Kafkasya kökenli Türk olduklarından dolayı, Türk milli tarihinde ebedi bir utanç lekesi olarak görülmektedirler. Aras Nehri'nin üç yakasındaki Türk milletinin gözünde Pehleviler, Mankurtluğun ve milli hıyanetin sembolü olarak kabul edilmektedir:

1-Türk tarihi açısından, 1925'te Pehlevi hanedanlığının ve devletinin kurulması, tıpkı 1909'da Kacar Türk devletinin başkenti Tahran'ın Türk karşıtı Meşruteçiler ve teröristler tarafından işgal edilmesiyle kurulan Meşrute hükümeti gibi, meşru olmayan ve yasa dışı idi. Pehlevi Hanedanlığı'nın 1925'te kurulması, 1920'de Sardar Sepeh önderliğinde gerçekleştirilen yasadışı bir askeri darbenin ve iki göstermelik parlamentonun Meşrute Anayasası'nı ihlal etmesinin sonucuydu. Rıza Han'ın yönetimi, yabancı sömürgeci ve emperyalist İngiliz devleti tarafından dayatılan ve kontrol edilen bir kukla rejim idi.

2- Ulusal tipoloji açısından bakıldığında, Pehlevi devleti Fars merkezli ve Türk karşıtı bir devlet olup, Türk ulusal kimliğine karşı ırkçı bir görüşe ve Türk milletine karşı düşmanca bir tutuma sahipti. Azerbaycan Milli Hükümeti'nin (1945) kurulmasına kadar, Serdar Sepeh'in darbesinden sonraki yıllar da dahil olmak üzere, bu rejim en az otuz yıl boyunca "Türklere karşı dilsel ve ulusal soykırım politikası" izlemiş ve uygulamıştır. Amaç, İranda yaşamakta olan Türk ulusunu büsbütün ortadan kaldırmak, Türk dilini "zorunlu asimilasyon" yoluyla Farsçaya çevirmek ve İran'da yaşayan Türk halkını tamamen Farslaştırmaktı. Bu gerçekler, Pehlevi rejimini Türk halkının gözünde tamamen gayrimeşru hale getirmişti.

3- Rıza Şah döneminde, İran'da yaşayan Türk milleti esir bir milletti. Türkili ve diğer Türk nüfuslu milli bölgeler, özellikle tarihsel olarak Türkili ve İran'ın en önemli ve gelişmiş bölgesi olan Azerbaycan, yozlaşmış bir ordunun demir yumruğu altında, Fars devletinin ekonomik olarak geri kalmış sıradan bir kolonisine dönüştü.

"Kadın, Yaşam, Özgürlük" hareketinin yöneticileri, temsilcileri ve kendilerini sözcü ilan edenleri, özellikle de "İslam Cumhuriyetinden geçiş aşaması" liderleri, İran'da yaşayan Türk halkının ulusal ve dilsel haklarına hiçbir şekilde değinmemişlerdir. Onlar sadece soyut ve genel demokrasi kavramlarını tartışıyorlar. Sloganları ve propagandaları Farsça ve hatta Kürtçedir, ancak asla Türkçe değildir. Bu hareketlerde Rıza Han'ın yasadışı askeri darbesi, Kacar Türk devletinin sahte parlamentolar tarafından devrilmesi, İran üzerindeki 1200 yıllık Türk egemenliğinin sona erdirilmesi, Pehlevi rejimi tarafından Türklere yönelik resmi devlet politikası olan dilsel ve ulusal soykırımın başlatılması, Türklerin dilinin, kültürünün ve ulusal kimliğinin sistematik olarak Farslaştırılması, Türkçenin ofislerde, orduda, eğitim sisteminde, basında, tiyatrolarda, sinemalarda ve medyada yasaklanması, Türkçe kitapların yakıldığı resmi törenler, Türk ulusal bölgelerinin sürekli olarak sayısız mikro bölgeye bölünmesi, Türk nüfuslu bölgelerin, özellikle Türkili'nin, tam bir Farsistan sömürgesine dönüştürülmesi; İran'ın sosyal kültüründe, medyasında ve eğitim sisteminde Türklerin, Türk dilinin ve kültürünün resmi olarak aşağılanması ve küçümsenmesi, yeni Türkçe isimlerin yasaklanması ve binlerce eski coğrafi ismin sistematik olarak Türkçeden Farsçaya değiştirilmesi, Meşrute Hareketi, Pehlevi ve İslam Cumhuriyeti dönemlerinde Türk tarihi, siyasi, kültürel ve sanatsal mirasının, yönetiminin, bayrağının, minyatürünün, halısının, mutfağının ve müziğinin çalınması ve bunların İran, Fars, Parsi, Perse ve Fars olarak sunulması... gibi trajedilerden bahsedilmiyor veya bunlara atıfta bulunulmuyor.

Reza Pehlevi ve Perviz Sabeti'nin bu hareketin liderlik kadrosunda yer alması, bu hareketin sembolik figürleri arasında lümpen monarşist ve faşist Pan-İranist unsurların bulunması, bunların İran'daki Türklerin varlığını ve ulusal kimliğini inkar etmeleri ve Almanya, Fransa ve diğer tarihsel olarak Türk karşıtı merkezlerin bu harekete aktif desteği ve teşviki gibi gerçekler, Türk milletine, aydınlarına, politikacılarına ve elitlerine, İran dışında ulusal haklarını gerçekleştirmek için sınırsız güçlerini kullanmaları konusunda meşruiyet, yeşil ışık ve izin vermektedir.

REZA PEHLEVİ'NİN İRAN'IN GELECEK YÖNETİMİNE DÂHİL EDİLMESİ, İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK VE ÜLKENİN PARÇALANMASINI GEREKLİ VE KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.

TÜRK DEMOKRATİK PLATFORMU - T.D.P

Son bin yılda İran'ında Türkçe ve Farsça her zaman merkezî devletlerin fiilî resmî dilleri olmuştur (diğer diller bölgesel ve yerel diller idi). Bunun nedeni, İran'da yaşayan Türk halkının "ulusal azınlık" değil, aksine bu ülkenin "başat" ve "kurucu" ulusu olmasıdır. Ancak 1898'den beri Türkçe, önceki fiilî resmî statüsünden mahrum bırakılmakla kalmamış, dil arındırma politikasına (dilsel asimilasyon, Türkçe’nin Farsçayla değiştirilmesine) mâruz kalmış, Türk milleti de ulusal soykırım ve yok etme politikasına tâbi tutulmuştur. Dahası, son yüzyılda İran'da yaşayan Türk milleti siyâsî bağımsızlığını kaybetmiş ve Fars milletinin egemenliği altına girmiştir. 1909 yılında Türk Kacar devletinin başkenti Tahran'ın Anti Türk Meşruteçiler tarafından işgâliyle başlayan, 1925 yılında Pehlevi hanedanlığının kurulmasından sonra tahkim edilen ve günümüze dek devam eden bu durum, Türk devletçilik geleneğine, Türk târîhinin özüne, Türk milli algısına ve psikolojisine aykırı olan, doğal olmayan, aşağılayıcı, geçici ve sürdürülemezdir.

Türk milletinin bundan sonra İran içinde kalması için en önemli koşullar şunlardır:

1- İran devleti ve anayasası tarafından Türk milletinin, Türk kimliğinin, Türk etnik adının ve Türk ulusal haklarının resmî olarak tanınması;

2- Ülkenin köklü gelenekleri ve târîhî uygulamaları doğrultusunda, "ulusal" Türk dilinin anayasal ve merkezî devlet düzeylerinde yeniden genel resmî dil olarak kabul edilmesi (Diğer tüm diller de kendi bölgelerinde yerel resmî ve devlet dili olarak tanınmalıdır).

3- İran'daki Türk halkı için Türk ulusal bölgeleri üzerinde kendini yönetme - siyâsî egemenliğin kurulması. Bu, "TÜRKİLİ" (şu anda Türk halkına yönelik Dilsel ve Ulusal Soykırım Politikası doğrultusunda 14 il arasında bölüştürülmüş olan, İran'ın kuzeybatısındaki kesintisiz Türk Ulusal Bölgesi), "KAŞKAYURT", "AFŞARYURT", ve de "TÜRKMENYURT" ve "HALAÇORDA" (Halacistan) gibi bölgelerin ulusal devletleri olarak kurulması  anlamına gelir.

"Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi"nin liderleri, sözcüleri, ve bu harekete katılan şahsiyetler, kuruluşlar ve merkezler, Türkçe'nin ülke genelinde resmî dil olarak kabul edilmesini reddettiklerini açıkça belirtmişlerdir. Bunların söylemlerinde, tüzüklerinde ve stratejilerinde Türk unsuru hiç bir şekilde yer almamaktadır. Bunlar İran devletinin resmî ideolojisine benzer bir şekilde, ülkedeki Türk milletinin varlığını tanımamaktadırlar. İkisi de Fars milliyetçisi olan İran devletinin resmî söylemi ile Fars muhalefeti, yalnızca Kürtleri, Beluçları, Arapları ve Türkmenleri kapsayan "İran Ulusunu" tanımaktadır. Ancak onlara göre, İran'da Türk adına bir ulusal grup veya "Türk ulusu" yoktur, sâdece dilleri zorla Âzerîceye dönüştürülmüş, ulusal kimlikleri yalnızca İranlı ve ulusal dilleri tekçe Farsça olan İranlılar vardır. Bu iddiâlar, İran'da yaşayan Türk ulusuna yönelik açık bir "inkar ve yok etme politikası" anlamına gelmektedir.

"Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi"nin liderliği iki ulusal grubun, Fars ve Kürt aşırı milliyetçilerinin elindedir. Tıpkı Türk karşıtı Meşrute Hareketi liderliğinin Fars ve Bahtiyârî-Lor (ayrıca Gilek ve Mâzenî) ulusal gruplarının kontrolünde olduğu gibi. "Kadın, Yaşam, Özgürlük" sloganı bile ilk kez, bölgedeki emperyalist, sömürgeci ve Haçlı zihniyetli Avrupa-Batı devletlerinin vekil gücü, yayılmacı ve terörist bir örgüt olan PKK'nın Suriye kolu tarafından yaratılmış ve kullanılmıştır. Bu slogan, PKK'nın kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan'ın yazılarından esinlenilmiştir. PKK'nın Suriye kolunun lideri Mazlum Abdi, İran'da yaşayan Türk halkına karşı özel bir düşmanlık ve kin besliyor. Bu nedenle, ve I. Dünya Savaşı sırasında Batı Azerbaycan'da 140.000'den fazla Türk'ü katleden Asoru (Süryânî) Cilo aşiretine duyduğu minnettarlığı göstermek amacıyla örgütsel adını Cilo olarak seçmiştir.

Avrupa ve Batı emperyalist-Haçlı devletleri ile politikacıları, akademisyenleri ve, Suriye, Irak ve İran'daki Türk unsurunu "görünmez" kılmakta, ve aynı zamanda bu ülkelerdeki Kürt ulusal grubunu yüceltmekte, kutsallaştırmakta ve kahramanlaştırmaktadırlar. Bununla birlikte onlar sistematik olarak Kürtlerin demografik yapısını abartmaktadırlar. Örneğin, Kürtler İran nüfusunun sadece %5-7'sini oluştururken, Batı'da nüfusun %20-30'unu oluşturdukları gösteriliyor. Batı'da hazırlanan "Büyük Kürdistan" haritalarında Türk, Arap, Lor, Lek, Guran ve diğer milletlerin ulusal vatanları, Kürd nüfuslu ve Kürdistan toprağı diye yer alıyor. Ayrıca, bu ülkeler bölgedeki Kürt silahlı, paramiliter ve terörist gruplarını aktif olarak destekliyorlar.

Bütün bunlar, İran'daki Kürtlere gerçek demografik, siyasi ve tarihi önemleriyle orantısız bir ağırlık kazandırmak için yapılıyor. Nihai amaç, Kürtlerin ve Farsların birlikte merkezi hükümete hakim olmaları ve Irak'ta ve özellikle Suriye'de yaptıkları gibi Türkili topraklarını işgal etmeleri sağlamaktır. Bu nedenle, Alman Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Kürtlerin İran'ın siyasi tarihinde son derece önemsiz bir unsur olmasına rağmen, Kadın, Yaşam, Özgürlük ayaklanması sırasında İranlılara mesajını hem Farsça hem de Kürtçe olarak gönderdi. Ancak, İran nüfusunun %40'ından fazlasını oluşturan ve ülkenin kurucu milleti olarak kabul edilen Türklere hiçbir mesaj göndermedi.

"Kadın, Hayat, Özgürlük" Hareketi'nin liderleri arasında Pehlevi devletinin kalıntıları da bulunmaktadır. İran'da yaşayan Türk halkının tarihsel ve kolektif hafızasında, bilimsel tarihle de desteklenen görüşe göre, Pehlevi devleti, Türk karşıtı sömürgeci ve haçlı Avrupalı ​​devletler tarafından kurulmuştur. Bu rejim, sömürgeci bir darbe ve iki göstermelik meclis aracılığıyla Türk siyasi egemenliğinin gasp edilmesinin bir sonucuydu. Pehlevi devleti, İran'da yaşayan Türk halkına karşı kurumsal ve sistematik devlet politikası olan ve günümüze kadar devam eden dilsel ve etnik soykırımı başlatan rejimdir. Bunun yanı sıra, Pehlevi ailesi ve Pehlevi dönemi yetkililerinin büyük çoğunluğu, Tebriz-Türkili ve Bakü-Kafkasya kökenli Türk olduklarından dolayı, Türk milli tarihinde ebedi bir utanç lekesi olarak görülmektedirler. Aras Nehri'nin üç yakasındaki Türk milletinin gözünde Pehleviler, Mankurtluğun ve milli hıyanetin sembolü olarak kabul edilmektedir:

1-Türk tarihi açısından, 1925'te Pehlevi hanedanlığının ve devletinin kurulması, tıpkı 1909'da Kacar Türk devletinin başkenti Tahran'ın Türk karşıtı Meşruteçiler ve teröristler tarafından işgal edilmesiyle kurulan Meşrute hükümeti gibi, meşru olmayan ve yasa dışı idi. Pehlevi Hanedanlığı'nın 1925'te kurulması, 1920'de Sardar Sepeh önderliğinde gerçekleştirilen yasadışı bir askeri darbenin ve iki göstermelik parlamentonun Meşrute Anayasası'nı ihlal etmesinin sonucuydu. Rıza Han'ın yönetimi, yabancı sömürgeci ve emperyalist İngiliz devleti tarafından dayatılan ve kontrol edilen bir kukla rejim idi.

2- Ulusal tipoloji açısından bakıldığında, Pehlevi devleti Fars merkezli ve Türk karşıtı bir devlet olup, Türk ulusal kimliğine karşı ırkçı bir görüşe ve Türk milletine karşı düşmanca bir tutuma sahipti. Azerbaycan Milli Hükümeti'nin (1945) kurulmasına kadar, Serdar Sepeh'in darbesinden sonraki yıllar da dahil olmak üzere, bu rejim en az otuz yıl boyunca "Türklere karşı dilsel ve ulusal soykırım politikası" izlemiş ve uygulamıştır. Amaç, İranda yaşamakta olan Türk ulusunu büsbütün ortadan kaldırmak, Türk dilini "zorunlu asimilasyon" yoluyla Farsçaya çevirmek ve İran'da yaşayan Türk halkını tamamen Farslaştırmaktı. Bu gerçekler, Pehlevi rejimini Türk halkının gözünde tamamen gayrimeşru hale getirmişti.

3- Rıza Şah döneminde, İran'da yaşayan Türk milleti esir bir milletti. Türkili ve diğer Türk nüfuslu milli bölgeler, özellikle tarihsel olarak Türkili ve İran'ın en önemli ve gelişmiş bölgesi olan Azerbaycan, yozlaşmış bir ordunun demir yumruğu altında, Fars devletinin ekonomik olarak geri kalmış sıradan bir kolonisine dönüştü.

"Kadın, Yaşam, Özgürlük" hareketinde yer alan ve ebeveynleri aracılığıyla Türk soylu olan Reza Pehlevi, Mir Hüseyin Musevi Tebrizi, Golşifte Ferahani, Şirin Ebadi, Hasan Şeriatmedari, Behzad Kerimi, Guguş, Ali Dayi, Cafer Penahi, Nergis Muhammedi, Meryem Gacar Azdanlu gibi önde gelen isimlerde genellikle Türk ulusal bilinci bulunmamaktadır. Bunların seçtikleri ulusal kimlik İranlı kimliğidir, ulusal dil olarak kabul ettikleri de Türkçe değil, Farsçadır. Bunların hiç biri bu harekete veya profesyonel yaşamlarının herhangi bir alanına Türk olarak veya Türk ulusal kimliğiyle katılmıyorlar. Bunun yerine, tüm faaliyetlere yalnızca İranlı ve İran ulusunun üyeleri olarak katılıyorlar. Oysa, Beluç ve Kürt sanat, kültür ve siyaset figürleri, tüm alanlarda sürekli olarak Beluç ve Kürt ulusal isimlerini ve kimliklerini kullanıyor ve vurguluyorlar.

“İslam Cumhuriyetinden geçiş aşaması” olarak adlandırılan ve “Kadın, Yaşam ve Özgürlük” hareketinin devamı veya bir sonraki aşaması olduğu iddia edilen süreç, Batı'daki Türk düşmanı merkezler tarafından aktif olarak desteklenmektedir. Özellikle de aşırı iç laikliğine rağmen, dış politikasında Orta Çağ Avrupa Haçlı zihniyetinin ve sömürgeciliğinin mirasçısı olan Fransa devleti tarafından. Fransa aynı zamanda İran, Kafkaslar, Akdeniz, Orta Doğu, Avrupa ve Orta Asya gibi çeşitli bölgelerde küresel çapta Türk karşıtlığının bayraktarıdır. Amerika Birleşik Devletleri, Pehlevi hanedânı ve Pehlevi rejiminin kalan üyelerinin başlıca müttefiki ve destekçisidir.

Hiç şüphe yok ki, "Kadın, Yaşam ve Özgürlük" Hareketi ve "İslam Cumhuriyetinden geçiş aşaması"nın yabancı destekçileri (Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi) ve iç liderleri (Fars ve Kürt milliyetçileri), köktenci Şii Fars rejiminden, Fars aşırı milliyetçiliğini, pan-İranizm inançlarını hâlâ destekleyen ve güçlü bir şekilde Türk karşıtı olan laik bir Fars rejimine geçişi arzuluyorlar.

"Kadın, Yaşam, Özgürlük" hareketinin yöneticileri, temsilcileri ve kendilerini sözcü ilan edenleri, özellikle de "İslam Cumhuriyetinden geçiş aşaması" liderleri, İran'da yaşayan Türk halkının ulusal ve dilsel haklarına hiçbir şekilde değinmemişlerdir. Onlar sadece soyut ve genel demokrasi kavramlarını tartışıyorlar. Sloganları ve propagandaları Farsça ve hatta Kürtçedir, ancak asla Türkçe değildir.

Bu hareketlerde Rıza Han'ın yasadışı askeri darbesi, Kacar Türk devletinin sahte parlamentolar tarafından devrilmesi, İran üzerindeki 1200 yıllık Türk egemenliğinin sona erdirilmesi, Pehlevi rejimi tarafından Türklere yönelik resmi devlet politikası olan dilsel ve ulusal soykırımın başlatılması, Türklerin dilinin, kültürünün ve ulusal kimliğinin sistematik olarak Farslaştırılması, Türkçenin ofislerde, orduda, eğitim sisteminde, basında, tiyatrolarda, sinemalarda ve medyada yasaklanması, Türkçe kitapların yakıldığı resmi törenler, Türk ulusal bölgelerinin sürekli olarak sayısız mikro bölgeye bölünmesi, Türk nüfuslu bölgelerin, özellikle Türkili'nin, tam bir Farsistan sömürgesine dönüştürülmesi; İran'ın sosyal kültüründe, medyasında ve eğitim sisteminde Türklerin, Türk dilinin ve kültürünün resmi olarak aşağılanması ve küçümsenmesi, yeni Türkçe isimlerin yasaklanması ve binlerce eski coğrafi ismin sistematik olarak Türkçeden Farsçaya değiştirilmesi, Meşrute Hareketi, Pehlevi ve İslam Cumhuriyeti dönemlerinde Türk tarihi, siyasi, kültürel ve sanatsal mirasının, yönetiminin, bayrağının, minyatürünün, halısının, mutfağının ve müziğinin çalınması ve bunların İran, Fars, Parsi, Perse ve Fars olarak sunulması... gibi trajedilerden bahsedilmiyor veya bunlara atıfta bulunulmuyor.

Bunun sebebi, İslam Cumhuriyetinden geçiş aşamasındaki yöneticilerin ve liderlerin, tüm bu politikaları açık ve gizli bir şekilde uygun, gerekli ve doğru olarak görmeleridir. Bu politikaları eleştirmek bir yana, onlar için özür dileme veya telafi etme niyetleri veya planları da yoktur. Aksine, yaptıkları, söyledikleri ve eylemleriyle bu politikaları haklı çıkarmaya ve övmeye devam etmektedirler.

Hiç kimse yanılgıya düşmemeli. Olayların gidişatı, dindar köktenci ve görünüşte Batı karşıtı Fars milliyetçi-dinci faşist rejimin yerini, hem dıştan hem de içten Batı dostu laik bir Fars milliyetçi-faşist rejiminin almasına doğru ilerliyor. Böyle bir rejimde, tıpkı Türk karşıtı İran İslam Cumhuriyeti rejiminde olduğu gibi, Türk milleti için hiç bir umut, gelecek ve yarın yoktur.

Pehlevi ailesinin ve yetkililerinin bu harekete önderlik etmesi, ayrıca Almanya, Fransa ve diğer tarihsel olarak Türkiye karşıtı merkezlerin aktif desteği, İran'da yaşayan Türk halkının, İngiliz önderliğindeki Türk karşıtı Meşrute hareketinde yaşadıklarından daha felaket bir durumla karşı karşıya kalacağını göstermektedir. Meşrute hareketi, Türk halkının İran üzerindeki siyasi egemenliğinin sona ermesine ve Türk halkına yönelik dilsel ve etnik soykırımı hedefleyen bir devlet politikasının başlamasına yol açtı. Yeni hareketlerin sonucu da bu olacaktır: Meşrute Hareketi ve Pehlevi monarşisinin başlattığı ve İslam Cumhuriyeti'nin devam ettirdiği yarım kalmış işi tamamlamak; yani Türk dilinin, kültürünün ve halkının İran sahnesinden tamamen silinmesi ve İran'ın tam ve kapsamlı bir şekilde Farslaştırılması. Siyasi olarak amaç, Suriye, Irak ve Afganistan'da oluşturulan emsalleri takip ederek İran'da yeni bir sistem ve devlet kurmaktır; bu ülkelerde yerel Türkler tamamen göz ardı edilmiş, siyasi alandan ve merkezi hükümetten dışlanmış, özerklik ve federal egemenlik de dahil olmak üzere ulusal haklarından mahrum bırakılmıştır. Irak ve Suriye'de Kürt azınlık, Afganistan'da ise Tacik azınlık, Haçlı yanlısı Türk düşmanı Batı'nın desteğiyle nüfus ağırlıklarına orantısız bir şekilde yükseltilerek merkezi hükümeti birlikte yönetme ve Türk topraklarına hakim olma durumuna getirilmiştir. Son olaylar ile Meşrute Hareketi - Rıza Şah dönemi arasındaki tek fark, bu sefer İngiltere yerine ana sahne hazırlığı ve desteğin Fransa tarafından sağlanmasıdır. Yani geleneksel olarak Pan-İranizm, Pan-Kürdizm, Pan-Ermenizm, Pan-Helenizmin merkezi olan ve aşırı yayılmacı Ermeni, Kürt, Yunan milliyetçiliği ve terörizminin ana destekçisi olan bir devlet.

İşte bu yüzden “geminin kaptanı (Türk milleti) farklı bir politika benimsemek zorunda kalıyor!”

Türk milleti, Fars ve Kürt siyasetçilerin ve ünlülerin herhangi bir iç veya dış platformda kendi adına keyfi temsil ve sözcülük yapmasını kabul etmemektedir. Ayrıca, Almanya, Fransa gibi Türk karşıtı, sömürgeci, haçlı ve terörist destekçisi merkezlerin ve bunların bölgedeki vekil güçleri olan Kürt ve Fars aşırı milliyetçi ve terörist grupların İran'ı yönetecek gelecekteki herhangi bir sisteme ilişkin tasarımlarını da reddetmektedir.

Özellikle, Afrika, Orta Doğu, Kafkasya, Güneydoğu Asya vb. bölgelerde sayısız suç ve soykırım işlemiş olan sömürgeci devlet Fransa, ASALA, Daşnak, PKK vb. örgütlerin ana ve tarihi merkezidir. Fransa, Birinci Dünya Savaşı sırasında İran'ın Batı Azerbaycan eyaletinde ve Türkili'de 300.000 Türk'ün katledilmesinde suç ortağıydı. Fransız hükümeti, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının Ermeni işgali altında olduğu tüm dönem boyunca aşırı ve yayılmacı Ermeni milliyetçiliğinin ve Hristiyan köktenciliğinin başlıca destekçisi ve teşvikçisi olmuştur ve bugün de bunu yapmaya devam etmektedir. Fransa, Kürtler, Nusayriler (Suriye'deki Arap Alawiler), Lübnan'daki Hristiyanlar, Kıbrıs'taki Rumlar, Karabağ'daki Ermeniler, Irak'taki Asuriler vb. dahil olmak üzere bölgedeki tüm etnik ve dini grupları kışkırtmada ve silahlandırmada başlıca destekçi ve komplocudur ve bunları Batı'nın sömürgeci ve emperyalist hükümetlerinin bölgedeki komşularına karşı vekil gücü olarak kullanmaktadır.

Kürt siyasi ve silahlı gruplar, bölgede Türk uluslarına ve ülkelerine karşı haçlı, sömürgeci ve emperyalist Avrupalı ​​ve Batılı devletlerin piyonları ve vekil güçleri olarak hareket etmektedir. Kürt yayılmacı milliyetçileri ve faşistleri, Tebriz, Maku, Hoy, Urmu, Salmas, Sulduz, Koşaçay, Tikan Tepe, Yasuken, Korva, Bicar, Sonkur ve diğer Türk şehirler de dahil olmak üzere, İran'ın kuzeybatı ve batısındaki Türk anavatanının yarısını ve son zamanlarda tamamını, hayali haritalarında kurgusal "Büyük Kürdistan"larının bir parçası olarak gösteriyorlar.

İran'da yaşayan Türk milleti, Fars milletinin ve hükümetinin, özellikle de Pehlevi hanedanlığının faşist ve ırkçı kalıntılarının egemenliğini asla kabul etmeyecektir; aynı şekilde Kürt faşist yayılmacı ve terörist grupların herhangi bir kontrol veya yönetimini de kabul etmeyecektir. Bu, sadece İran'ın tamamı üzerindeki değil, aynı zamanda Türklerin vatanı Türkili üzerindeki, hatta tek bir Türk şehri, köyü, mahallesi veya sokağı üzerindeki Kürt yönetimi ve kontrölünü de reddetmeyi içerir. Türk millet asla "Farsistan" ve "Kürdistan"da mahkum bir azınlık ve boyunduruk altına alınmış esir bir millet olmayacaktır.

Gelecekte Türk milleti, merkezi hükümetin resmi dilinin Türkçe olmadığı ve kendi siyasi egemenlik haklarına sahip olmadıkları bir ülkede yaşamayacaktır. Bu kısıtlamalardan herhangi birini, özellikle de Pehlevi rejiminin kalıntılarının geri dönüşünü dayatma girişimi, İran'ın toprak bütünlüğüne ve Türk milletinin Fars ve Kürt milletleriyle tek bir ülkede bir arada yaşamasına son vermeyi gerekli ve meşrulaştırıp kesinleştirecektir. İran'da yaşayan Türk halkına karşı ulusal ihanet, dilsel ve ulusal soykırım ve insanlığa karşı suçlar işleyen Pehlevi rejimi, Türklere karşı ırkçılığın ve düşmanlığın somutlaşmış halidir ve Hitler'in Yahudiler için uyguladığı Nazi hükümetine eşdeğerdir. Reza Pehlevi destekçileri, 18 Şubat 1978'de monarşi karşıtı devrime yol açan kıvılcımın Azerbaycan'ın Tebriz kentinde, Türkili'de ateşlendiğini unutmamalıdır. Kürt faşist ve yayılmacı gruplar da, Türk vatanına göz diken Şeyh Ubeydullah Nehrini ve İsmail Ağa Simitko gibi eşkiyanın akıbetini her zaman akıllarında tutmalıdır.

Meşrute Hareketi, İslam Devrimi, İran İslam Cumhuriyeti, reformist ve muhalif hareketleri, Yeşiller Hareketi, Kadın, Yaşam ve Özgürlük hareketi ve "İslam Cumhuriyetinden geçiş aşaması" hareketi de dahil olmak üzere son 125 yılın deneyimleri, bunların hepsinde liderliğin merkezinde yer alan Türk karşıtı Fars aşırı milliyetçilerinin ve Pan-İranistlerin, İran'daki "Türk realitesini ve Türk sorununu" asla gönüllü olarak kabul etmeyeceklerini göstermektedir. Bunlar Türk eğitim sisteminin yeniden kurulması ve Türk dilinin ülke çapında genel ve de jur resmi dil olarak tanınması gibi Türk haklarını tanımayı reddetmeye devam edecekler, İran'da Türk ulusunun varlığını bile kabul etmeyeceklerdir.

Reza Pehlevi ve Perviz Sabeti'nin bu hareketin liderlik kadrosunda yer alması, bu hareketin sembolik figürleri arasında lümpen monarşist ve faşist Pan-İranist unsurların bulunması, bunların İran'daki Türklerin varlığını ve ulusal kimliğini inkar etmeleri ve Almanya, Fransa ve diğer tarihsel olarak Türk karşıtı merkezlerin bu harekete aktif desteği ve teşviki gibi gerçekler, Türk milletine, aydınlarına, politikacılarına ve elitlerine, İran dışında ulusal haklarını gerçekleştirmek için sınırsız güçlerini kullanmaları konusunda meşruiyet, yeşil ışık ve izin vermektedir. Türk milleti, İran'da Türk milletinin ve "Türk" etnoniminin varlığını bile tanımayan Fars tarafını süresiz olarak bekleyemez. Türk milleti, Kürt faşizminin "Büyük Kürdistan" planları ve milyonlarca nüfuslu Türk şehir ve köylerine yönelik yayılmacı tehditleri karşısında pasif kalamaz.

Mevcut durumda, Türk milletinin ve Türk Milli Demokratik Hareketinin stratejisi, her bir mücadelenin diğerlerinin hayata geçirilmesini kolaylaştıracak şekilde eş zamanlı olarak yürütülmesi ve ilerletilmesi gereken üç paralel mücadeleden oluşmaktadır. Hayal, arzu ve ütopya bir şeydir, güç seferber etme ve güç dengesini değiştirme yeteneği ise başka bir şeydir. Ve milletlerin hayatta kalmasını garanti eden de işte bu ikincisidir.

1- Merkezi devlet ve ülke sistemiyle ilgili "ülke çapında" plan ve talepleri ilan ederek, İran halklarının, diğer ulusların, yabancı hükümetlerin ve uluslararası toplumun kamuoyunu bunlarla tanıştırmak: Din ve devletin birbirinden tamamen ayrılması, resmi dinin kaldırılması, Şii molla sınıfı vesayeti sisteminin ortadan kaldırılması, din adamlarının ve askeri personelin hükümet, ordu, güvenlik ve ekonomi işlerine karışmasının yasaklanması, Devrim Muhafızları'nın dağıtılması, kadın hak ve özgürlüklerinin, insan haklarının sağlanması ve mutlak güvence altına alınması, zorunlu başörtüsünün ve ölüm cezasının kaldırılması, ...

2- Türk milletinin kendi Türk milli ve etnik kimliğiyle ilgili milli ve demokratik haklarına dair "milli" plan ve talepleri ilan etmek, bunları güvence altına almak ve sağlamak: İran'ın anayasasında Türk ulusal kimliğinin ve "Türk" etnoniminin resmen tanınması, anayasada Türkçenin ülke çapında ve hukuken resmi dil olarak ve merkezi hükümet düzeyinde tanınması, İran'ın "Türk Devletleri Örgütü"ne (Organization of Turkish States) tam üye olması; Tüm Türk nüfuslu bölgelerdeki Fars Şii medreselerinin kaldırılması, Türkili, Kaşkayurt, Halaçorda, AfşarYurt ve TürkmenYurt bölgesel devletleri de dahil olmak üzere tüm ulusal bölgeler için ulusal-dilsel sınırlar temelinde federal devletlerin kurulması,...

3- Türk halkının milli ve demokratik haklarını mümkün olan her yolla ve en kısa sürede elde etmek için gerekli iç, dış ve uluslararası koşulları ve imkanları hazırlamak ve güç dengesini değiştirmek: Türk karşıtı İran İslam Cumhuriyeti'nin yanı sıra, "Kadın, Hayat ve Özgürlük" Hareketi ve "İslam Cumhuriyetinden geçiş aşaması"nın kendinden menkul liderleri de, yaptıkları ve söyledikleri ile Türk milletine bu mücadeleye katılma iznini defalarca vermişlerdir.

İran'ın gelecekteki devlet sisteminin sözde liderliğinde Reza Pehlevi gibi Türk karşıtı ırkçıların ve yayılmacı faşist ve terörist Kürt örgütlerinin yer alması, Türkler için özellikle rahatsız edici ve Türk milleti için bir aşağılamadır. Bu durum, bu ülkeyi kararlı bir şekilde parçalama ve Türkili, Kaşkayurt, Halaçorda, Afşaryurt ve Türkmenyurt gibi ulusal Türk bölgelerini, her ne pahasına olursa olsun ve gerekli her türlü yolla, Türk karşıtı Fars devletinden ve Farsistan'dan ayırma ihtiyacının altını çizmektedir.

No comments:

Post a Comment